İçeriğe git

Üriner Sistem Enfeksiyonları - Bursa Enfeksiyon Akademisi

Menüyü atla
Menüyü atla
Menüyü atla
Menüyü atla
SBÜ Bursa Yüksek İhtisas EAH Enfeksiyon Hastalıkları Kliniği
Klinik Tecrübe ve Akademik Diyaloğun Dijital Platformu
SBÜ Bursa Yüksek İhtisas EAH Enfeksiyon Hastalıkları Kliniği
SBÜ Bursa Yüksek İhtisas EAH Enfeksiyon Hastalıkları Kliniği
Menüyü atla
Menüyü atla
Menüyü atla

Üriner Sistem Enfeksiyonları

Giriş
Üriner sistemin herhangi bir bölgesine mikroorganizmaların yerleşmesi ile oluşan hastalık tablosu genel olarak üriner sistem enfeksiyonu (ÜSE) olarak ifade edilir. ÜSE erişkinlerde bakteriyel enfeksiyonların en sık sebebi olup, kadınlarda daha fazla görülmekle beraber her iki cins ve tüm yaş gruplarında görülebilmektedir. Asemptomatik bakteriüriden, sepsisle seyreden akut piyelonefrite kadar değişebilen çok farklı klinik durumlarda karşımıza çıkabilir.



Epidemiyoloji
Kadınların yaklaşık %40-50’si yaşamının herhangi bir döneminde semptomatik ÜSE geçirir. Erkeklerde ÜSE kadınlardan daha az izlenir. Yaş ilerledikçe prostat hipertrofisi ve prostat salgısının azalması ile paralel olarak bakteriüri prevalansı erkeklerde de artar. Sondaya bağlı komplike üriner sistem enfeksiyonu ise her yaşta ve her iki cinste benzer oranlarda görülür. ÜSE toplum kaynaklı veya hastanede yatan hastalarda hastane kaynaklı olarak gelişebilir.

ÜSE ortaya çıkma riskini artıran durumlar arasında; gebelik, DM varlığı, cinsel yönden aktif olmak, 65 yaş üzerinde olmak, ürolojik girişim/cerrahi geçirmiş olmak, prostat hipertrofisi, nörojenik mesane , sonda, taş ve böbrek nakli varlığı sayılabilir.



Etiyoloji
ÜSE’larının %95’inden fazlasında tek bir bakteri türü sorumludur. En sık (%60-90) izole edilen bakteri E.coli’ dir. Komplike ve tekrarlayan enfeksiyonlarda Pseudomonas, Proteus, Klebsiella, Enterobakter türleri, Enterokoklar ve Stafilokokların görülme sıklığının artmasına karşın E.coli  hakimiyeti devam eder.

Bu hastalarda kateterizasyon ve tekrarlayan antibiyotik kullanımları nedeniyle dirençli patojenler karşımıza çıkabilir. E.coli sıklıkla toplum kökenli enfeksiyonlarda izlenirken, Pseudomonas, Proteus, Klebsiella ve Enterobakter türleri, Enterokok ve Stafilokoklar hastane kökenli enfeksiyonlarda izlenir. Anaerob mikroorganizmalar nadiren ÜSE’na neden olurlar. Fungal etkenler, özellikle Candida türleri antibiyotik tedavisi alan kataterize hastalarda enfeksiyona neden olabilir. Viral etkenlerden adenovirüsler genellikle erkek çocuklarda ve kemik iliği alıcılarında hemorajik sistite neden olabilirler. Gardnerella vaginalis, Mycoplasma hominis ve Ureaplasma urealyticum olası ancak ÜSE etkeni olarak henüz kanıtlanmamış mikroorganizmalardır.



Patogenez

Bakteriler üriner sisteme üç yolla ulaşırlar;
1. Asendan yol: ÜSE patogenezinde en önemli yol asendan yoldur. Üretranın distal ucu bakterilerle kolonizedir. Kadınlarda üretra, erkeklere göre daha kısadır, nemli olan vulvar ve perianal bölgeye yakındır. Bu nedenle kadınlarda ÜSE’ler daha sık izlenmektedir. Ayrıca cinsel temas, sonda uygulaması, diyafram kullanımı, spermisidlerin kullanılması ve postmenopozal kadınlarda östrojen eksikliği asendan yolun etkin olduğu ÜSE için risk oluşturmaktadır.
2. Hematojen yol: Enfeksiyon etkenlerinin kan yolu ile böbreklere ulaşması ile olur. S. aureus bakteremisi ve endokarditinde böbrekler sıklıkla etkilenmektedir. İnsanlarda Gram negatif basillerin hematojen yolla böbrekleri enfekte ettiği gösterilmiştir. Fakat bu yol nadir olarak görülür.
3. Lenfatik yol: Piyelonefrit patogenezinde lenfatik yolun rolü net değildir. Ayrıca enfeksiyon oluşumunda konak ve etken arasındaki etkileşim de önemlidir.

Enfeksiyon gelişiminde mikroorganizmaya ve konağa ait faktörler;
1. Mikroorganizmaya ait faktörler: Adherans, antijenik özellikler, direnç, tutunma ve enfeksiyonu kolaylaştıran özel maddelerin üretilmesi gibi özellikler mikroorganizmanın enfeksiyon oluşturmasını kolaylaştırır.
2. Konağa ait faktörler: İdrarın yapısı (Ph, osmolaritesi, organik asitler), idrar akımı ve işeme, üriner sistem mukozasının özellikleri (sitokinler ve bakterisidal aktivite), bakteriyel yapışma inhibitörleri (Tomm-Horsfall proteini, mesane mukopolisakkariti, düşük molekül ağırlıklı oligosakkaritler, sekretuarIgA, laktoferrin), enflamatuvar yanıt (PMNL’ler ve sitokinler), immünsistem (hücresel, humoral) ve diğer koruyucu özelliklerin (prostat salgısı gibi) varlığı enfeksiyon gelişimini engellemek amacıyla görev yapan konağa ait faktörleridir.



Klinik
ÜSE’ler beş kategoride incelenmektedir:
  1. Sistit
    1. Akut komplike olmayan basit sistit
    2. Akut komplike sistit erkeklerde
  2. Akut komplike olmayan piyelonefrit
  3. Komplike ÜSE ve erkekte ÜSE
  4. Asemptomatik bakteriüri
  5. Tekrarlayan ÜSE
     

Fonksiyonel veya yapısal olarak anomalileri olan (taş, sonda takılması vb) kişilerde ortaya çıkan ÜSE’ler, “komplike ÜSE” olarak adlandırılır. Genel olarak erkeklerde, gebelerde, çocuklarda ve hastanede gelişen enfeksiyonlar komplike kabul edilir.


1. Sistit
1a. Akut Komplike Olmayan Basit Sistit
En sık saptanan klinik formdur. Genellikle kadınlarda görülür. Enfeksiyon genellikle mesane veya üretra mukozasının üst tabakaları ile sınırlıdır. Dizüri, pollaküri, sıkışma hissi (urgency) en sık görülen bulgulardır. Dizüri en belirgin semptomdur. Sistitli hastaların yaklaşık %10’unda suprapubik hassasiyet vardır, fizik muayenede başka bir bulgu saptanmaz. Ateş yüksekliği görülmez. Bazen makroskopik hematüri izlenebilir Ayırıcı tanıda vulvovaginit, pelvikenflamatuar hastalık, prostatit, üretrit, pelvik radyasyon, kemoterapi, mesane kanseri, intertisyel sistit, işeme bozuklukları ve psikosomatik bozukluklar gibi nedenler ayırıcı tanıda göz önünde tutulmalıdır. Bu semptomlar bakteriyel enfeksiyon olmaksızın alt üriner sistem enflamasyonu ve üretritlerde de görülebilir. Basit sistit vakalarında her zaman idrar kültürü gerekli değildir.

1b. Akut komplike sistit erkelerde
Son yıllarda erkeklerde de basit sistit tanımı gündeme gelmiştir. 15-50 yaş arası erkeklerde görülür. Semptomatik İYE, erkeklerde kadınlara göre çok daha az yaygındır. Bunun nedeni daha uzun üretral uzunluk, daha kuru periüretral ortam (üretra çevresinde daha az kolonizasyon ile) ve prostat sıvısındaki antibakteriyel maddelerdir. Altta yatan anatomik veya fonksiyonal bozukluğu olmayan ateş, üşüme titreme ve kostovertebral açısı pozitifliğinin eşlik etmediği dizüri, urgency ile seyreden bir tablodur. Sıklıkla homoseksüel ve sünnetsiz erkeklerde görülür.

Normalde kadınlarda basit sistitte idrar kültürü önerilmezken, erkeklerde önerilir ve dominant bir bakterinin 103 koloni/ml üremesi anlamlı kabul edilir. Erkeklerde basit sistit nadirdir, 72 saatlik tedaviye yanıtı yoksa veya tekrarlıyorsa hastanın prostatit başta olmak üzere ürolojik açısından değerlendirilmesi önemlidir.


2. Akut Komplike Olmayan Piyelonefrit
Böbrek parankimi ve renalpelvisi tutulumu ile seyreden ÜSE’dir.Fakat yapısal ve fonksiyonel olarak normal olan üriner sistem varlığında görülür. Genellikle hematojen yayılan S. aureus hariç, enfeksiyon genellikle alt üriner sistemden assendan yol ile gelir. Titreme, ateş (39-40°C), böğür, karın veya bel ağrısı ve kostovertebral açı hassasiyeti vardır. Bu bulgulara akut sistit semptomları eşlik eder. Bu semptomlar renal infarkt veya taş gibi nonenfeksiyöz durumlarda da görülebilir. Piyelonefrit göstergesi olan ateş ve böğür ağrısı, akut sistit ile piyelonefrit ayırıcı tanısında fizik muayenedeki iki önemli bulgudur. Ayrıca sistitten farklı olarak lökositoz, sedimentasyon yüksekliği ve CRP pozitifliği saptanır. Vakaların yaklaşık %50’sinde bakteriyemi olabilir. Akut piyelonefrit hafif seyirli olabileceği gibi ağır seyirli hatta bakteriyemiye neden olarak sepsise de neden olabilir. Akut piyelonefritte sepsis riski çok yüksek oranda olduğundan acilen antibiyoterapiye başlanması gerekir.


3. Komplike ve Erkeklerde Üriner Sistem Enfeksiyonu
Yapısal ve/veya fonksiyonel olarak anomalilerin olduğu üriner sistem varlığında böbrek parankimi ve renal pelvis tutulumu ile seyreden ÜSE’dir. Komplike ÜSE, enfeksiyonun ilerlemesine, persistansına ve rekürrensine neden olabilen faktörler varlığında karşımıza çıkmaktadır. Erkeklerde, gebelerde, çocuklarda ve hastanede gelişen enfeksiyonlar komplike kabul edilir.

Kadınlarda komplike üriner sistem enfeksiyonu, çoğunlukla puberte öncesinde ve menopoza girdikten sonra görülür. Erkeklerde üriner sistem enfeksiyonuna sıklıkla ürolojik sorunlar (prostat hipertrofisi, prostatit, ürolityaz ve/veya mesanede reziduel idrar kalması) ve/veya immünosupresyon eşlik eder. Bu nedenle sağlıklı kadınlarda basit bir enfeksiyon olan alt üriner sistem enfeksiyonu, erkeklerde, aksi kanıtlanmadıkça, komplike bir ÜSE gibi ele alınmalıdır. Son zamanlarda aktif homoseksüel, sünnetsiz veya vajinal E.coli kolonizasyonu olan partneri bulunan erkeklerde sistit-üretrit semptomları ve üretral akıntı ile kendini gösteren basit alt ÜSE olabileceğinden söz edilmektedir. Erkeklerde tedavi öncesi kültür şarttır.

ÜSE’yi komplike eden faktörler;
  • Yapısal bozukluklar: Taş, tümör, benign prostathiperplazisi, böbrek kisti, mesane divertikülü, sonda, nefrostomi, vezikoüreteralreflü, nörojenik mesane
  • Metabolik değişiklikler: Nefrokalsinoz, primerbiliyer siroz, KBY, DM, gebelik
  • İmmünsüpresyon: Malignite, nötropeni, organ nakilleri (özellikle böbrek), doğumsal veya edinsel immünyetmezlikler
          
   Gebelerde bakteriüri insidansı gebe olmayan kadınlardaki ile yaklaşık olarak aynıdır, ancak tekrarlayan bakteriüri gebelikte daha yaygındır. Ek olarak, piyelonefrit insidansı genel popülasyona göre daha yüksektir bu durum  gebelikte idrar yolundaki fizyolojik değişiklikler sonucu oluşur. Gebelikte akut piyelonefrit insidansı yüzde 0,5 ila 2'dir. Piyelonefrit vakalarının çoğu ikinci ve üçüncü trimesterlerde ortaya çıkar. Tedavi edilmemiş bakteriürinin, preterm doğum riski, düşük doğum ağırlığı ve perinatal mortalite riski ile ilişikli olduğu bir çok çalışmada gösterilmiştir. Amerika Enfeksiyon Hastalıkları Derneği'nin rehberi tüm hamile kadınların asemptomatik bakteriüri için hamilelik döneminde en az bir kez taranması önerilmektedir. Asemptomatik bakteriüri taraması, 12 ila 16 hafta arasında (veya daha sonra gerçekleşirse ilk doğum öncesi ziyaret) idrar kültürüyle yapılır. İlk testte bakteriüri bulunmayanlar arasında yeniden tarama  düşük riskli kadınlarda yapılmasına gerek yoktur.


4. Asemptomatik Bakteriüri: Semptomsuz hastalarda, piyüri ve bakteriüri olması asemptomatik bakteriüri olarak kabul edilir. Fakat tanı en az iki kültürle (en az 24 saat aralıkla yapılmış) doğrulanmalıdır. Bu durum özellikle özel bir grup hastada ciddi sonuçlara neden olabilir. Bu hasta grubu;
  • Gebeler,
  • Ürolojik cerrahi veya büyük cerrahi girişim geçirecek hastalar,
  • DM hastaları,
  • Çocuklar,
  • 65 yaş üstü hastalar,
  • İmmünsüpresif (malignite, renal transplantasyon gibi) hastalar ve
  • Serratia marcescens üremesi olan hastalar olarak tanımlanmıştır.

Gebelikte asemptomatik bakteriüri sıklığı %2-5 kadardır. Asemptomatik bakteriüri gebe kadınlarda piyelonefrit, prematüre doğum, düşük doğum ağırlıklı bebek ve yenidoğan sepsisine neden olabilir. Bu nedenle gebelerin asemptomatik bakteriüri açısından taranması önerilmektedir.


5.  Tekrarlayan Üriner Sistem Enfeksiyonları
Tekrarlayan üriner sistem enfeksiyonu, relaps,reenfeksiyon veya kronik ÜSE şeklinde görülmektedir.
a. Relaps (nüks): Antimikrobik tedavinin sonlandırılmasından sonraki 1-2 hafta içinde, aynı etkenle bakteriürinin tekrarlaması durumudur. Bunun nedeni mikroorganizmanın üriner sistemde persistans göstermesidir. Relaps, çoğu kez renal tutulmayı veya kronik bakteriyel prostatiti ya da komplike eden bir faktörün eşlik ettiğini düşündürür.
b. Reenfeksiyon: Antimikrobik tedavinin sonlandırılmasından sonraki ilk 6 ay içinde başka bir bakteri ile enfeksiyon oluşması durumudur. Bunun nedeni mikroorganizmanı vajen veya gaytada persistans göstermesidir. Reenfeksiyon kronikleşme anlamına gelmemektedir.
c. Kronik ÜSE: Tedaviden sonra aylar veya yıllar boyunca aynı mikroorganizmanın persistansıdır.



Tanı
Tanıda; anamnez, fizik muayene, idrar mikroskopisi, idrar kültürü ve laboratuvar tetkikleri birlikte değerlendirilmelidir.

1. Anamnez ve fizik muayene: Tanının temelini oluşturur. Tipik ÜSE semptomlarının varlığı, altta yatan hastalıklar, fizik muayenedeki ayırt edici özellikler (ateş, kostovertebral açı hassasiyeti gibi) ve özellikle komplike edici bir faktörün olup olmadığı mutlaka araştırılmalıdır. Vaginal akıntı ve kaşıntı olması sistit olasılığını azalttığından kadın hastalar vulvovaginit semptomları yönünden de mutlaka sorgulanmalıdırlar. Ateş, taşikardi veya hipotansiyon olması ürosepsis olabileceğini ve hastanın hospitalizasyonunun gerekliliğini gösterebilir.

2.İdrar incelemesi: İdrar incelemesi temelde lökosit, eritrosit ve mikroorganizma varlığını değerlendirmek üzere yapılır. Bu inceleme mikroskobik olarak veya tam idrar tetkiki ile dipstick testi ile yapılabilir
a. Lökosit varlığı: İdrarda lökosit varlığı mikroskobik olarak santrifüj edilmiş ve santrifüj edilmemiş olmak üzere 2 farklı yöntemle değerlendirilebilir. Günümüzde tercih edilen en iyi ve standart yöntem, taze santrifuj edilmemiş orta akım idrarında lökositlerin değerlendirilmesidir. Piyüri olarak adlandırılan idrarda lökosit varlığı için geçerli kabul edilen sınırlar idrarın santrifüj edilip edilmemesine göre farklılıklar gösterir.
Santrifüj edilmemiş taze idrar değerlendiriliyor ise;
1. Lökosit kamerasıyla mm3’te 10 veya daha fazla lökosit görülmesi piyüri olarak kabul edilir.
2.Lam-lamel arasında 1 veya daha fazla lökosit görülmesi piyüri olarak kabul edilir.
Santrifüj edilmiş (2000 devirde/5 dak) taze idrar değerlendiriliyor ise;
1. Lam-lamel arasında 5-10 lökosit görülmesi piyüri olarak kabul edilir.
Dipstick yönteminde ise mikroskop değerlendirmesi olmadan lökositlerde bulunan lökosit esteraz enzimi tayini ile lökosit varlığı değerlendirilir. Bu yöntemde eğer mm3’te 10 veya daha fazla lökosit varsa yöntemin duyarlılığı artar. Eğer yoksa yanlış sonuçlar verebilir. Bu nedenle en doğru ve iyi değerlendirme aslında mikroskobik değerlendirmedir.
b. Eritrosit varlığı: Normalde idrarda kadınlarda her alanda 3-4 eritrosit görülebilirken erkeklerde hiç eritrosit görülmemelidir. Kadınların menstürel dönemlerinde daha fazla görülebilir. İdrarda eritrosit varlığı hemorajik sistitte olabileceği gibi renal Tbc, taş, tümör, vaskülit ve glomerülonefritte de olabilir. Sistitie bağlı olduğu düşünülen hematürinin enfeksiyon tedavsinden sonra gerilerdiğini görmek gerekir.
c. Mikroorganizma varlığı: Mikroskopik değerlendirmede temiz olarak alınan bir idrarda mikroorganizma görülürse Gram boyama ve kültürle doğrulanması gerekir. Temiz olarak alınmış ve santrifüj edilmemiş Gram boyaması yapılmış orta akım idrar örneğinin 100’lük büyütmede mikroskobik değerlendirmesinde 1 bakteri görülmesi idrarın ml’sinde 105 veya daha fazla bakteri varlığını gösterir. Ancak mikroorganizma görülmemesi idrarın temiz olduğu anlamına gelmez, ml’sinde 104 veya daha az bakteri olabilir.


3.İdrar kültürü: İdrarda bakteri bulunması bakteriüri olarak adlandırılır. İdrar kültürü için alınan idrar örneğinin temiz alınması ve kontamine olmaması önemlidir. Bu amaçla temiz orta akım idrarı, sonda veya suprapubik aspirasyon ile alınan idrar kullanılabilir.
A. Gram negatif mikroorganizmaların ürediği ÜSE’lerde idrar kültürlerinin değerlendirilmesi;
I) Semptomatik hastalarda; idrar kültüründe 105 kob/ml veya üzerinde üreme olması ÜSE’yi gösterir. Semptomatik olmasına rağmen 105 kob/ml'den az üremesi olan hastaların nasıl değerlendirileceği ile ilgili sıkıntılar sonrasında Amerikan Enfeksiyon Hastalıkları Derneğinin Önerisi ile semptomatik hastalarda idrar kültürü için ÜSE üreme sınırları belirlenmiş. Bunlar;
a. İdrar kültüründe 105 kob/ml veya üzerinde üreme olması ÜSE’dir. (Klasik bilgi)
b. Sistit için idrar kültüründe 103 kob/ml üremesi tanı için yeterlidir.
c. Akut piyelonefrit için idrar kültüründe 104 kob/ml üremesi tanı için yeterlidir.
II) Asemptomatik hastalarda: En az 24 saat ara ile alınan 2 idrar kültüründe 105 kob/ml veya üzerinde üreme olması anlamlı kabul edilir. Bundan daha az olan üremeler değerlendirildiğinde kadınlarda direk kontaminasyon olarak değerlendirilir. Ancak erkeklerde kontaminasyon riski çok düşük olduğu için idrar kültüründe 103 kob/ml üremesinin de asemptomatik bakteriüri olarak kabul edilmesi gerektiği söylense de henüz net bir kabul yoktur.

B. Diğer mikroorganizmaların ürediği ÜSE’lerde idrar kültürlerinin değerlendirilmesi; Diğer mikroorganizmalar olarak değerlendirilen Gram pozitif mikroorganizmalar, mantarlar, zor ve güç üreyen mikroorganizmalara bağlı olarak gelişen ÜSE’lerde idrar kültüründe 104 - 105 kob/ml üreme olması ÜSE olarak kabul edilir. Bunlarda sistit veya piyelonefrit ya da asemptomatikler için ayrı bir değerlendirme yoktur. Buna karşılık gerek kadınlarda gerekse erkeklerde distal üretra ve deriyi, kadınlarda vajinayı sıkça kolonize eden S.epidermidis, difteroidler, laktobasiller, Gardnerella vaginalisve çeşitli anaeroplar ÜSE etyolojisinde rol almazlar. Bu nedenle kültürde birden fazla bakteri türü ya da böyle kolonizan bakterilerden biri üretilmişse kontaminasyon kabul edilmelidir.


4. Laboratuvar tetkikleri: Tam idrar tetkiki, tam kan sayımı, sedimentasyon, CRP, böbrek fonksiyon testleri en sık kullanılanlardır. Bu tetkikler basit sistit, piyelonefrit ve ürosepsis tanılarına yardımcı olurlar. Ayrıca tam idrar tetkikinde bakılan lökosit esteraz ve nitrit testleri de tanıya yardımcıdır. Tam idrar tetkikinde ayrıca değerlendirilen proteinüri de değerlendirilmelidir. ÜSE’si olan hastalarda 2 gr/günden az protein kaybı olabilir ve hasta iyileştikçe bu kayıp azalır. Ancak proteinüri 3 gr/gün veya üzerinde ise glomerüler bir hastalık düşünülmelidir.

Genel olarak bakıldığında; bir hastaya ÜSE tanısı koyabilmek için üç parametreye gereksinim vardır:
1. ÜSE’ye ait klinik belirti ve/veya bulgular;
2. Üriner sistemde mikroorganizma invazyonunu gösteren bulgu (piyüri)
3. İdrar kültüründe anlamlı üreme olması


Özel Tanım ve Durumlar

Steril piyüri; piyüri varlığına rağmen idrar kültüründe üreme olmaması veya 103kob/ml’den daha az üreme olması durumu olarak tanımlanır. Nedenleri arasında; üriner  Tbc, mycoplasm aüretriti, klamidya üretriti, vaginit, intersitisyel sistit ve diğer genital enfeksiyonlar bulunur.

İntersitisyel sistit; mesanenin etiyolojisi bilinmeyen kronik enflamatuvar hastalığıdır. Etiyolojisinde enfeksiyonlar, otoimmünite, disfonksiyone mesane epiteli ve nörojenik mekanizmalar gibi birçok faktör öne sürülmekle birlikte net bir sonuç yoktur. Bu hastaların idrarlarında sürekli lökosit varlığı izlenir. Ayrıca hastalarda belirgin sistit bulguları da vardır. Sistoskopik inceleme ile tanı konulur.



Ayırıcı Tanı
Kadınlarda vaginit, pelvikinflamatuvar hastalık, erkeklerde prostatit ve her iki cinsiyette üretrit, sepsis, taş (mesane ve böbrek), tümör (mesane ve böbrek) ayırıcı tanıda mutlaka düşünülmesi gereken hastalıklardır.

Kadınlarda sistit dışında vaginitte, kadın ve erkeklerde üretritlerde de dizüri görülür. Üretritlerde dizüri öyküsünün daha uzun süreli olması ve anamnezde yeni cinsel eş varlığı uyarıcıdır. Diğer taraftan vaginitlerde ise dizüri yavaş başlangıçlıdır ve external olarak hissedilir. Taş ve tümör gibi durumlarda da enfeksiyon olmaksızın lökosit ve eritrosit varlığı olabilir.


Tedavi

1- Nonspesifik Tedavi:
Hidrasyon ve üriner analjeziklerin kullanımından oluşur. Hidrasyonun arttırılmasının tedaviye katkısı gösterilmemiştir. Bunun birkaç nedeni vardır; İlk olarak su alımı azaldığında (gece gibi) mikroorganizma sayısı tekrar artar. İkinci olarak fazla su alımı ile mesaneye ulaşan antibiyotikler dilüe olur ve etkinliği azalır. Son olarak ise vezikoüreteralreflü ve özellikle yaşlı hastalarda yüklenme ve akciğer ödemine neden olabilir.

Böğür ağrısı ve dizüri çok şiddetli ise sistemik analjezikler kullanılabilir. Fenazopiridin hidroklorid gibi analjezikler enfeksiyon olmaksızın dizüri varlığında faydalı olabilir. Fenazopiridin kullanan hastalar, idrar ve vücut sıvılarında turuncu/kırmızı renk değişikliğine neden olabilir. ÜSE’de dizüri tedavi ile çok hızlı kaybolur.

2- Spesifik Tedavi:

a. Akut komplike olmayan basit sistit: Gram-negatif çomaklara etkili ve idrara geçen hemen tüm antimikrobik ajanlar akut basit sistit tedavisinde etkilidir. Tedaviye çok çabuk yanıt verirler. Kadınlarda basit sistitte 3 günlük, kısa süreli tedaviler önerilmektedir. Ancak hasta diyabetik ise, semptomların süresi 7 günden uzunsa, yakın geçmişte ÜSE anamnezi varsa, kontrasepsiyon için diyafram kullanılmaktaysa, hasta 65 yaşın üzerinde veya gebeyse tedavi süresi 7 gün olmalıdır.

Üç günlük tedavide önerilen oral antibiyotik rejimleri arasında siprofloksasin (2x500 mg), ofloksasin (2x200 mg), norfloksasin (2x400 mg) gibi kinolonlar, kotrimoksazol (2x160/800 mg), sefuroksimaksetil (2x500 mg), fosfomisin (tek doz, 3 gr), nitrofurantoin (3x100 mg) kullanılabilir.

b. Akut komplike olmayan piyelonefrit: Akut piyelonefritte sepsis riski çok yüksek oranda olduğundan acilen antibiyoterapiye başlanması gerekir. Hafif bir klinik seyir gösteren hastalarda ayaktan 14 günlük tedavi verilebilir. Ancak ağır tablolarda yatırlıp parenteral tedavi başlanmalı, idrar kültürü sonucuna göre oral ardışık tedaviye geçilmelidir.  Sistit için kullanılan ilaçlar kullanılabilir.

Sepsis bulguları olan hastalarla ciddi klinik bulguları olan hastalar hastaneye yatırılmalı ve parenteral antibiyotik başlanmalıdır. Piyelonefrit tedavisinde, parenteral kullanılabilecek ajanlar arasında üçüncü kuşak sefalosporinler (seftriakson, sefotaksim), beta-laktam + beta-laktamaz inhibitorleri (piperasilin-tazobaktam), kinolonlar (siprofloksasin, ofloksasin) veya karbapenemler sayılabilir. Öncelikle hastanın özelliklerine göre ampirik antibiyotik başlanmalı ve ampirik tedavi kültür sonuçlarına göre modifiye edilmelidir. Akut piyelonefritte tedavi süresi en az 14 gün olmalıdır. İntravenöz antibiyotik rejimi, ateşsiz 3 günlük bir dönem geçirdikten sonra, 2 haftaya tamamlanmak üzere ardışık oral olarak sürdürülebilir. Oral tedavi seçenekleri arasında kinolonlar, betalaktamlar ve 2. ve 3. kuşak sefalosporinler sayılabilir. Antimikrobiyal seçiminde bölgesel direnç verileri ve kültür antibiyogram sonuçları göz önünde tutulmalıdır.

c. Komplike ÜSE ve erkekte ÜSE:
ÜSE’ye zemin hazırlayan faktörler mümkünse ortadan kaldırılmalıdır. Erkeklerde tedavi öncesi idrar kültürü şarttır. Hastalığın şiddetine göre oral veya parenteral tedavi başlanır. Tedavideki süreler ve ilaç seçimleri komplike olmayan piyelonefrit gibidir.
Ağır seyirli, ürosepsis riski olan hastalar hastaneye yatırılmalı ve ampirik tedavi geniş spektrumlu olmalıdır. Tedavi mutlaka parenteral olmalı ve en az 14 gün sürdürmelidir. Tedavide seçilecek ajan  hastanın altta yatan hastalığı, daha önceki kültür sonuçları ve antibiyotik kullanmına bağlı olarak değişebilir. Florokinolonlar, sefalosporinler, karbapenemler  ile aminoglikozid kombinasyonları tercih edilebilir.

Tedaviye yanıtta sorun varsa ürolojik inceleme yapılmalıdır. Özellikle nozokomiyal enfeksiyon söz konusu ise hastanenin duyarlılık paternine göre karar verilmelidir. Tedavi altındaki hastaların %90’ından fazlasında kültürler negatifleşse bile tedavi sonlandırıldıktan sonra enfeksiyonun yineleme riski çok yüksektir. Bu nedenle tedavi sırasında veya tedaviden sonra komplike edici faktörler ortadan kaldırılmalıdır. Özellikle sondayla ilişkili enfeksiyonlarda korunmanın tedaviden önemli olduğu unutulmamalıdır.

Gebelikte asemptomatik bakteriüri ve sistitte antibiyotik tedavisi
Nitrofurantoin
  • 2 x 100mg/ gün
  • 5-7 gün
  • Böbreklerde terapötik seviyelere ulaşmaz, bu nedenle piyelonefrit şüphesi varsa kullanılmamalıdır.
  • Tipik olarak ilk üç aylık dönemde kaçınılır; ancak diğer seçeneklerin kullanılamadığı bu dönemde uygun bir alternatiftir.
Amoksisilin
  • 3x 500mg veya
  • 2x 875mg/gün
  • 5-7 gün
  • Dirençli gram negatiflere etkisi sınırlıdır
Amoksisilin- Klavulonat
  • 3x 500mg veya
  • 2x 500mg/gün
  • 5-7 gün
Sefaleksin
  • 4x 500mg/gün
  • 5-7 gün
Sefpodoksim
  • 2x 100mg/gün
  • 5-7 gün
Fosfomisin
  • Tek doz oral 3 gr
  • Böbreklerde terapötik seviyelere ulaşmaz, bu nedenle piyelonefrit şüphesi varsa kullanılmamalıdır.
Trimetoprim- Sulfametaksazol
  • 2x160/800mg/gün
  • 3 gün
  • Tipik olarak ilk trimesterde ve termde kaçınılır; ancak diğer seçeneklerin kullanılamadığı bu dönemlerde uygun bir alternatiftir.
https://www.uptodate.com/contents/urinary-tract-infections-and-asymptomatic-bacteriuria-in-pregnancy 2022 kaynaktan alınmıştır.

d.Asemptomatik bakteriüri:
Normalde asemptomatik bakteriüride tedavi endikasyonu yoktur. Ancak gebelerin, ürolojik cerrahi veya büyük cerrahi girişim geçirmesi planlanan hastaların kesin tedavi endikasyonu varken, DM tanısı olanların, çocukların, 65 yaş üstü hastaların, immünsüpresif (malignite, renaltransplantasyon) hastaların ve Serratia marcescens üremesi olan hastaların rölatif tedavi endikasyonu vardır. Tedavide seçilebilecek ilaçlar aynıdır. Hastalar tedavi sona erdikten sonra 2 hafta süreyle izlenmeli, daha sonra ise ayda bir kontrole çağrılarak bir kaç ay izlenmelidir.

e.Tekrarlayan ÜSE:
Relapsların tedavisinde öncelikle komplike edici bir faktör varsa bu düzeltilmeye veya kontrol altında tutulmaya çalışılmalıdır. İlk tedavi sonrası relapsla başvuran hastalarda ilk tedavi tanısı ve süresi ne olursa olsun öncelikle 2 hafta süreyle tedavi verilir. İki haftalık tedavi sonrası yine relaps görülürse yine 2 haftalık tedavi verilir. Ancak beraberinde üriner sistem taranarak relaps nedenleri incelenir ve araştırılır. Bir kez daha relaps ile gelirse o zaman 4-6 hafta süren uzun süreli tedavi önerilir. Bu uzun süreli tedavinin 7-14 günü tam doz idamesi düşük doz olarak ayarlanır. Tekrarlamaya devam eden özellikle altta yatan hastalığı kontrol altına alınamayan kişilerde farklı tedavi protokolleri denenir. Erkeklerde öncelikle kronik bakteriyel prostatit dışlanmalıdır.

Reenfeksiyonlar eğer yılda üç kez veya daha fazla sayıda tekrarlıyorsa profilaktik yaklaşım uygulanmalıdır. Aksi taktirde piyelonefrit veya relaps eğilim oranı çok sıktır. Tedaviye başlamadan önce herhangi bir anatomik bozukluğun olup olmadığı araştırılmalıdır.

Profilaksi uygulamalarında 3 farklı yaklaşım vardır:
1. Sürekli düşük doz profilaksi; Bu uygulamada hasta ya her gün ya da haftada 3 gün düşük doz antibiyotiği en az 6 ay süre ile kullanılır. Kullanılması planlanan antibiyotik hastanın daha önceki üremelerindeki duyarlılık durumuna göre belirlenir. Hasta profilaksi süresince aylık takip edilmelidir.
2. Postkoital tek doz profilaksi; ÜSE’nin cinsel ilişki ile ilgili olduğu düşünülen hastalarda koitus sonrası düşük doz antibiyotik 1 kez kullanılır. Ayrıca enfeksiyonu engellemek için postkoitalmiksiyon önerilir.
3. Hastanın kendi kendine 3 günlük tedavi uygulaması; Tekrarlayan ÜSE’si olan kişilerde eğer dirençli bir suş değilse hastanın semptomları hissettiğinde öncelikle doktora başvurmadan kendi kendine 3 günlük kısa tedaviler uygulamasıdır

Profilaksi uygulamalarında TMSM, nitrofurantoin, norfloksasin, siprofloksasin, fosfomisin, 2. ve 3. kuşak sefalosporinler başta olmak üzere birçok antibiyotik düşük dozda kullanılabilir. Buradaki en önemli problem özellikle uzun süreli kullanımlarda antibiyotiklere karşı direnç gelişimidir. Uzun süreli profilaksi tedavisinde hasta aylık kültürler ile takip edilmelidir. Rekurrens saptanırsa tedavi değiştirilir. Profilaksi bakteriüri kayboluncaya kadar devam edilir.


Kaynaklar
  1. Acute simple cystitis in women. Uptodate 2022
  2. Urinary tract infections and asymptomatic bacteriuria in pregnancy. Uptodate 2022
  3. Update by the Infectious Diseases Society ofAmerica and the European Society for Microbiology and Infectious Diseases Clinical Infectious Diseases 2011.
  4. Principles and Practise of Infectious Diseases.N Bennett JE, Dolin R, Blaser MJ (eds) Mandell, Douglas and Bennett‘s.  9th ed. Philadelphia: Churchill Livinstone, 2020
  5. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Hamidiye Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Ders Notları 2022.
REV241010
SBÜ Bursa Yüksek İhtisas EAH Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Kliniği
SBÜ Bursa Yüksek İhtisas EAH Enfeksiyon Hastalıkları Kliniği
İçeriğe dön
Uygulama simgesi
Bursa Enfeksiyon Akademisi Ana ekranınıza daha iyi bir deneyim için bu uygulamayı yükleyin
iOS'ta yükleme düğmesi öğesine dokunun, ardından "Ekranınıza ekleyin"