<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?><rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
	<channel>
		<atom:link href="https://bursaenfeksiyon.com/blog/x5feed.php" rel="self" type="application/rss+xml" />
		<title><![CDATA[]]></title>
		<link>https://bursaenfeksiyon.com/blog/</link>
		<description><![CDATA[]]></description>
		<language>TR</language>
		<lastBuildDate>Wed, 07 Jan 2026 22:01:00 +0100</lastBuildDate>
		<generator>Incomedia WebSite X5 Pro</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Nipah Virüsü (NiV) – Pandemik Potansiyeli Olan Sessiz Tehdit]]></title>
			<author><![CDATA[Doç. Dr. Merve Sefa Sayar]]></author>
			<category domain="https://bursaenfeksiyon.com/blog/index.php?category=Ay%C4%B1n_Makalesi"><![CDATA[Ayın Makalesi]]></category>
			<category>imblog</category>
			<description><![CDATA[<div id="imBlogPost_00000001F"><div data-text-align="start" style="text-align: start;"><div data-text-align="start" style="text-align: start;"><div class="imTAJustify"><div data-text-align="start" style="text-align: start;"><span class="fs14lh1-5"><b><span class="cf1">1. Virüsün Kökeni ve Epidemiyolojik Önemi</span></b><br></span></div><div data-text-align="start" style="text-align: start;"><div data-text-align="start" style="text-align: start;"><span class="fs14lh1-5">Nipah virüsü (NiV), paramiksovirüs ailesinden zoonotik bir RNA virüsüdür. Yüksek bulaşıcılığı ve salgınlarda %40 ile %80 arasında değişen yüksek vaka ölüm oranı (CFR) nedeniyle Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından acil Ar-Ge gerektiren öncelikli patojenler listesine alınmıştır.</span></div><div data-text-align="start" style="text-align: start;"><ul><li><span class="fs14lh1-5"><b>Rezervuar ve Bulaş Yolları: </b>Virüsün doğal rezervuarı Pteropus cinsi meyve yarasalarıdır. İnsanlara bulaşma üç temel yolla gerçekleşmektedir:</span></li></ul><ol><li><span class="fs14lh1-5">Enfekte hayvanlarla (yarasalar veya ara konak olan domuzlar) doğrudan temas.</span></li><li><span class="fs14lh1-5">Virüs ile kontamine olmuş gıdaların (özellikle çiğ hurma suyu gibi) tüketilmesi.</span></li><li><span class="fs14lh1-5">Enfekte hastaların solunum salgıları veya vücut sıvılarıyla temas sonucu insandan insana bulaş.</span></li></ol><ul><li><span class="fs14lh1-5"><b>Küresel Salgın Seyri:</b> İlk kez 1998 yılında Malezya'da domuz çiftlikleri kaynaklı bir salgınla tanımlanan virüs , daha sonra Bangladeş ve Hindistan'da (özellikle Kerala bölgesi) tekrarlayan salgınlarla kendini göstermiştir. Güncel bir tehdit olarak, en son <b>Temmuz 2024'te Hindistan'ın Malappuram kentinde</b> yeni bir vaka rapor edilmiştir.</span></li></ul></div><div data-text-align="start" style="text-align: start;"><span class="fs14lh1-5"><br></span></div><div data-text-align="start" style="text-align: start;"><b><span class="fs14lh1-5 cf1">2. Genetik Yapı ve Varyantlar</span></b></div><div data-text-align="start" style="text-align: start;"><span class="fs14lh1-5">Yaklaşık 18.2 kb uzunluğunda, negatif polariteli ve tek iplikçikli bir RNA genomuna sahip olan NiV; N, P, M, F, G ve L olmak üzere altı ana yapısal protein kodlar. Virüsün temelde iki ana soy hattı (lineage) bulunmaktadır:</span></div><div data-text-align="start" style="text-align: start;"><ul><li><span class="fs14lh1-5"><b>NiV-Malezya (NiV-M):</b> Genellikle ara konak (domuz) üzerinden bulaşır ve nörolojik semptomlar daha baskındır.</span></li><li><span class="fs14lh1-5"><b>NiV-Bangladeş (NiV-B):</b> Bu suş, <b>~%75 gibi çok daha yüksek bir ölüm oranı </b>ve daha güçlü "insandan insana bulaşma" kapasitesi ile bilinmektedir. Solunum sistemi tutulumu bu varyantta daha sık görülür.</span></li></ul></div><div data-text-align="start" style="text-align: start;"><span class="fs14lh1-5"><br></span></div><div data-text-align="start" style="text-align: start;"><b><span class="fs14lh1-5 cf1">3. Patogenez ve Klinik Tablo</span></b></div><div data-text-align="start" style="text-align: start;"><span class="fs14lh1-5">Virüs, hücreye giriş için konak hücre yüzeyindeki <b>Ephrin-B2 (</b>arteriyel endotel hücrelerinde bol bulunur) ve <b>Ephrin-B3</b> (özellikle nöronlarda bulunur) reseptörlerini kullanır. Bu reseptör dağılımı, hastalığın sistemik tutulumunu açıklar.</span></div><div data-text-align="start" style="text-align: start;"><ul><li><span class="fs14lh1-5"><b>Klinik Seyir: </b>Vakaların %90'ında Merkezi Sinir Sistemi (MSS), %62'sinde ise solunum sistemi etkilenmektedir.</span></li><li><span class="fs14lh1-5"><b>Semptomlar:</b> Enfeksiyon genellikle ateş, baş ağrısı ve solunum sıkıntısı gibi spesifik olmayan belirtilerle başlar. Ancak tablo hızla ilerleyerek şiddetli ensefalit (beyin iltihabı), nöbetler ve 24-48 saat içinde komaya dönüşebilir.</span></li><li><span class="fs14lh1-5"><b>Uzun Dönem Etkiler:</b> İyileşen hastaların yaklaşık %20'sinde kalıcı nörolojik sekeller (depresyon, kronik yorgunluk, kişilik değişiklikleri) görülebilmektedir.</span></li></ul></div><div data-text-align="start" style="text-align: start;"><span class="fs14lh1-5"><br></span></div><div data-text-align="start" style="text-align: start;"><b><span class="fs14lh1-5 cf1">4. Tanıda Güncel Yöntemler</span></b></div><div data-text-align="start" style="text-align: start;"><span class="fs14lh1-5">Erken tanı, hem hasta yönetimi hem de salgın kontrolü için kritiktir. Tanı için kan, boğaz/burun sürüntüsü, idrar ve BOS örnekleri kullanılır.</span></div><div data-text-align="start" style="text-align: start;"><ul><li><span class="fs14lh1-5"><b>Standart Testler:</b> RT-PCR (altın standart), ELISA (IgM ve IgG antikorları) ve İmmünohistokimya.</span></li><li><span class="fs14lh1-5"><b>Yeni Nesil Teknolojiler: </b>Kaynak kısıtlı bölgelerde, daha hızlı ve maliyet etkin sonuçlar sunan CRISPR/Cas tabanlı (örn. SHERLOCK, Cas12a sistemleri) tanı yöntemleri umut vaat etmektedir.</span></li></ul></div><div data-text-align="start" style="text-align: start;"><span class="fs14lh1-5"><br></span></div><div data-text-align="start" style="text-align: start;"><b><span class="fs14lh1-5 cf1">5. Tedavi ve Aşı Çalışmaları: Neredeyiz?</span></b></div><div data-text-align="start" style="text-align: start;"><span class="fs14lh1-5">Şu an için NiV enfeksiyonuna karşı <b>onaylanmış spesifik bir antiviral ilaç veya aşı bulunmamaktadır</b>; tedavi temel olarak destekleyici bakımla (semptomatik) sınırlıdır. Ancak klinik araştırmalar hız kazanmıştır:</span></div><div data-text-align="start" style="text-align: start;"><ul><li><span class="fs14lh1-5"><b>Antiviral Çalışmalar:</b> Ribavirin'in etkisi tartışmalı olmakla birlikte, Remdesivir ve Favipiravir gibi geniş spektrumlu antivirallerin etkinliği hayvan modellerinde araştırılmaktadır.</span></li><li><span class="fs14lh1-5"><b>Monoklonal Antikorlar:</b> Virüsün G proteinine bağlanarak hücreye girişini bloke eden m102.4 antikorunun, insani kullanım ("compassionate use") kapsamında umut verici sonuçlar gösterdiği rapor edilmiştir.</span></li><li><span class="fs14lh1-5"><b>Aşı Adayları: </b>Faz I klinik aşamasında olan mRNA (Moderna), viral vektör (Oxford/ChAdOx1) ve alt birim (subunit) aşıları, gelecekteki salgınları önlemek adına en güçlü silahlarımız olabilir.</span></li></ul></div></div></div><div class="imTAJustify"><span class="fs10lh1-5"><b><br></b></span></div></div></div><span class="fs10lh1-5"><i><a href="https://link.springer.com/article/10.1007/s00253-025-13474-6" class="imCssLink">Kaynak: </a></i></span><span class="fs10lh1-5"><i><a href="https://link.springer.com/article/10.1007/s00253-025-13474-6" class="imCssLink">Madhukalya R, et al. Nipah virus: pathogenesis, genome, diagnosis, and treatment. Appl Microbiol Biotechnol. 2025 Jul 1;109(1):158.</a> </i></span></div>]]></description>
			<pubDate>Wed, 07 Jan 2026 21:01:00 GMT</pubDate>
			<enclosure url="https://bursaenfeksiyon.com/blog/files/nipah-res1_thumb.webp" length="614627" type="image/webp" />
			<link>https://bursaenfeksiyon.com/blog/?nipahvirusu</link>
			<guid isPermaLink="false">https://bursaenfeksiyon.com/blog/rss/00000001F</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Böbrek Nakli Alıcılarında İlk İki Ayda Asemptomatik Bakteriüri ve Kandidüri Tedavisi: Fayda mı, Zarar mı?]]></title>
			<author><![CDATA[Doç. Dr. Merve Sefa Sayar]]></author>
			<category domain="https://bursaenfeksiyon.com/blog/index.php?category=Ay%C4%B1n_Makalesi"><![CDATA[Ayın Makalesi]]></category>
			<category>imblog</category>
			<description><![CDATA[<div id="imBlogPost_00000001E"><div data-text-align="start" style="text-align: start;"><div data-text-align="start" style="text-align: start;"><div class="imTAJustify"><span class="fs10lh1-5"><b>Böbrek Nakli Alıcılarında İlk İki Ayda Asemptomatik Bakteriüri ve Kandidüri Tedavisi: Fayda mı, Zarar mı?</b></span><br></div><div class="imTAJustify"><br></div><div class="imTAJustify">Böbrek nakli sonrası erken dönemde saptanan asemptomatik bakteriüri (ASB) ve asemptomatik kandidürinin (AC) antimikrobiyal tedavisi, klinik sonuçları iyileştirmemekte; aksine çoklu ilaca dirençli (MDR) patojenlerin gelişim riskini artırma eğilimi göstermektedir.<div><br></div></div><div class="imTAJustify"><span class="fs10lh1-5"><b>Klinik İkilem ve Mevcut Kılavuzlar</b></span><div>Böbrek nakli (BN) sonrası ilk aylarda idrar yolu enfeksiyonları yönetimi klinisyenler için hassas bir konudur. Tarihsel olarak, semptomatik enfeksiyona ilerleme korkusu veya greft fonksiyonunun tehlikeye gireceği endişesiyle asemptomatik bakteriüri (ASB) ve kandidüri (AC) agresif bir şekilde tedavi edilmiştir.</div><div>Ancak, Amerikan Enfeksiyon Hastalıkları Derneği (<span class="fs10lh1-5"><b>IDSA</b></span>) <span class="fs10lh1-5"><b>2019 kılavuzu</b></span>, yetersiz kanıt nedeniyle nakil sonrası ilk ayda ASB tedavisi için lehte veya aleyhte net bir tavsiyede bulunmazken, ikinci aydan itibaren tedaviyi açıkça <span class="fs10lh1-5"><b>önermemektedir,</b></span>. Bu belirsizlik ortamında, Pinchera ve arkadaşlarının Antibiotics dergisinde (Kasım 2025) yayımlanan çalışması, ilk iki aydaki yönetim stratejisine dair önemli veriler sunmaktadır<br></div><div><br></div><div><span class="fs10lh1-5"><b>Çalışmanın Kapsamı ve Bulgular</b></span><div>Ocak 2019 ile Temmuz 2024 tarihleri arasında yapılan bu retrospektif kohort çalışmaya, nakil sonrası ilk iki ayda ASB veya AC epizodu geçiren 59 böbrek nakli alıcısı dahil edilmiştir. Toplam 147 epizodun 95'i tedavi edilmemiş (gözlem), 52'si ise antimikrobiyal tedavi almıştır</div></div></div><div class="imTAJustify"><br></div><div class="imTAJustify"><span class="fs10lh1-5">Çalışmanın çarpıcı sonuçları şöyledir:</span><div><span class="fs10lh1-5"><b>1. Mortalite Üzerine Etkisi Yoktur: </b></span>Tedavi edilen ve edilmeyen gruplar arasında 30 günlük (%2.1'e karşı %3.8) ve 90 günlük (%2.1'e karşı %1.9) mortalite oranlarında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Kaplan-Meier analizleri, tedavinin sağkalım avantajı sağlamadığını göstermektedir (p=0.61). 90 günlük mortalite için tek bağımsız risk faktörü hastanın ileri yaşı olmuştur.</div></div><div class="imTAJustify"><span class="fs10lh1-5"><b>2. Sepsis ve Hastaneye Yatışı Önlemez: </b></span>Tedavi alan hastalarda sepsis, septik şok, bakteriyemi/kandidemi veya hastaneye yatış oranlarında, tedavi almayanlara göre anlamlı bir düşüş saptanmamıştır.<br></div><div class="imTAJustify"><span class="fs10lh1-5"><b>3. Greft Fonksiyonunu Koruma Yanılgısı:</b></span> Erken dönemde verilen antibiyotiklerin, ilerleyen dönemde greft kaybını önlediğine veya böbrek fonksiyonundaki kötüleşmeyi engellediğine dair bir kanıt bulunamamıştır.<br></div><div class="imTAJustify"><br></div><div class="imTAJustify"><span class="fs10lh1-5"><b>Gizli Tehlike: Çoklu İlaca Dirençli (MDR) Patojenler</b></span><div>Bu çalışmanın en kritik çıktısı, gereksiz antibiyotik kullanımının potansiyel zararlarıdır. Tedavi alan grupta, nakil sonrası ilk yılda MDR kolonizasyon/enfeksiyon oranı <span class="fs10lh1-5"><b>%63 </b></span>iken, tedavi edilmeyen grupta bu oran <span class="fs10lh1-5"><b>%46</b></span> seviyesinde kalmıştır (istatistiksel anlamlılık sınırında, p=0.072)</div></div><div class="imTAJustify"><br></div><div class="imTAJustify">Tedavi durumundan bağımsız olarak, hastada<span class="fs10lh1-5"><b> MDR patojen izolasyonu varlığı</b></span>, kötü klinik sonuçların en güçlü belirleyicisi olmuştur:<br></div><div class="imTAJustify">• <span class="fs10lh1-5"><b>Septik şok riski:</b></span> 4.6 kat artış (OR 4.639, p=0.04).<div>• <span class="fs10lh1-5"><b>Bakteriyemi/Kandidemi riski: </b></span>3.7 kat artış (OR 3.734, p=0.01).</div><div>• <span class="fs10lh1-5"><b>Böbrek fonksiyonunda kötüleşme: </b></span>3.9 kat artış (OR 3.93, p=0.03).</div><div>Bu veriler, ASB tedavisinin hastayı korumaktan ziyade, hastanın mikrobiyotasını bozarak dirençli bakterilerin seçilimine zemin hazırlayabileceğini düşündürmektedir.</div></div><div class="imTAJustify"><br></div><div class="imTAJustify"><span class="fs10lh1-5"><b>Sonuç ve Klinik Öneri</b></span><div>Böbrek nakli sonrası ilk iki ayda saptanan asemptomatik bakteriüri veya kandidürinin rutin antimikrobiyal tedavisi, sistemik yayılımı önlemede veya greft sağkalımını artırmada etkisiz görünmektedir</div></div><div class="imTAJustify"> Aksine, gereksiz antibiyotik kullanımı MDR mikroorganizmalarla kolonizasyon riskini artırarak hastaları daha şiddetli enfeksiyon tablolarıyla (septik şok, bakteriyemi) karşı karşıya bırakabilir.<br><br><span class="fs10lh1-5"><b>Bursa Enfeksiyon</b></span> okurları için klinik mesaj şudur: Güçlü kanıtlar aksini gösterene kadar, yüksek riskli hastaların (MDR kolonize, diyabetik vb.) yakın takibi şartıyla, <span class="fs10lh1-5"><b>"gözlemle bekle" (watch-and-wait) </b></span>yaklaşımı en güvenli ve akılcı strateji olarak öne çıkmaktadır<br></div><div class="imTAJustify"><span class="fs10lh1-5"><b><br></b></span></div></div></div><div data-text-align="start"><a href="https://www.mdpi.com/2079-6382/14/11/1155" class="imCssLink"><span class="fs10lh1-5"><i>K</i></span><i><span class="fs10lh1-5"><span class="fs10lh1-5">a</span>ynak: Pinchera, B., et al. "Clinical Impact of Treating Versus Not Treating Asymptomatic Bacteriuria/Candiduria in the First Two Months After Kidney Transplantation." Antibiotics 14.11 (2025): 1155</span></i><b class="fs10lh1-5">.</b></a></div></div>]]></description>
			<pubDate>Thu, 11 Dec 2025 21:01:00 GMT</pubDate>
			<enclosure url="https://bursaenfeksiyon.com/blog/files/transplant251230_thumb.webp" length="160183" type="image/webp" />
			<link>https://bursaenfeksiyon.com/blog/?transplant4</link>
			<guid isPermaLink="false">https://bursaenfeksiyon.com/blog/rss/00000001E</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yaşlı Böbrek Nakli Alıcılarında Enfeksiyon Riski: Yaş Sınırlarının Genişlediği Bir Çağda Bir Analiz]]></title>
			<author><![CDATA[Doç. Dr. Merve Sefa Sayar]]></author>
			<category domain="https://bursaenfeksiyon.com/blog/index.php?category=Ay%C4%B1n_Makalesi"><![CDATA[Ayın Makalesi]]></category>
			<category>imblog</category>
			<description><![CDATA[<div id="imBlogPost_00000001D"><div data-text-align="start" style="text-align: start;"><div data-text-align="start" style="text-align: start;"><div class="imTAJustify"><b class="fs11lh1-5">Yaşlı Böbrek Nakli Alıcılarında Enfeksiyon Riski: Yaş Sınırlarının Genişlediği Bir Çağda Analiz</b><b><br><br></b><b><span class="cf1">Böbrek Nakli ve Yaş Faktörü</span></b><b><br></b></div><div class="imTAJustify"><span class="fs10lh1-5">Böbrek nakli (BN), son dönem böbrek yetmezliği (SDBY) için en etkili tedavi seçeneğidir. Günümüzde Avrupa ve ABD'de nakil sırasındaki ortalama yaş giderek artmaktadır. Ancak yaşlanma ile birlikte görülen kümülatif komorbidite yükü, sarkopeni, kırılganlık ve bilişsel bozukluk gibi tıbbi durumlar, nakil süreci için önemli engeller teşkil edebilmektedir.</span><b><br></b></div><div class="imTAJustify"><b><br></b></div><div class="imTAJustify"><span class="fs10lh1-5"><b><span class="cf1">Çalışma Verileri ve Enfeksiyon İnsidansı </span></b></span></div><div class="imTAJustify"><span class="fs10lh1-5">712 böbrek nakli alıcısının en az 1 yıl boyunca takip edildiği çalışmada, katılımcıların %42,1’i 60 yaş ve üzerindedir. </span></div><div class="imTAJustify"><span class="fs10lh1-5"><br></span></div><div class="imTAJustify"><span class="fs10lh1-5">Araştırma sonuçlarına göre:<br></span></div><div class="imTAJustify"><ul><li><span class="fs10lh1-5"><b>Genel enfeksiyon </b></span><span class="fs10lh1-5">kümülatif insidansı %58,1 olarak saptanmıştır.</span></li><li><span class="fs10lh1-5"><b>Bakteriyel enfeksiyon</b> insidansı %44,9; </span><span class="fs10lh1-5"><b>fırsatçı enfeksiyon </b></span><span class="fs10lh1-5">insidansı ise %22,8’dir.</span></li><li><span class="fs10lh1-5">Hastalar en sık akut piyelonefrit (%28,1), viral sendromlar (%10,5) ve sindirim sistemi enfeksiyonları (%10,5) ile başvurmuştur.</span></li></ul></div><div class="imTAJustify"><span class="fs10lh1-5"><span class="cf1"><br></span></span></div><div class="imTAJustify"><span class="fs10lh1-5"><b><span class="cf1">Yaşa Bağlı Risk Artışı </span></b></span></div><div class="imTAJustify"><span class="fs10lh1-5">Çalışmada alıcı yaşındaki her 10 yıllık artışın; genel, bakteriyel ve fırsatçı enfeksiyon riskleriyle doğrudan ilişkili olduğu görülmüştür.</span><span class="fs10lh1-5"><br></span></div><div class="imTAJustify"><ul><li><span class="fs10lh1-5"><b>30 yaş altı</b> gruba kıyasla, </span><span class="fs10lh1-5"><b>50 yaş üzerindeki </b></span><span class="fs10lh1-5">tüm gruplarda genel enfeksiyon riski anlamlı derecede yüksektir.</span></li><li><span class="fs10lh1-5">Çok değişkenli analizlerde, her 10 yıllık yaş artışı genel enfeksiyon riskinde </span><span class="fs10lh1-5"><b>%9'luk bir artışla</b></span><span class="fs10lh1-5"> ilişkilendirilmiştir.</span></li><li><span class="fs10lh1-5"><b>60 yaş ve üzeri </b>grupta genel enfeksiyon riski 1,25 kat artarken, </span><span class="fs10lh1-5"><b>70 yaş ve üzerindeki</b></span><span class="fs10lh1-5"> hastalarda özellikle fırsatçı enfeksiyon riskinde 1,54 katlık belirgin bir artış saptanmıştır.</span></li></ul></div><div class="imTAJustify"><span class="fs10lh1-5"><br></span></div><div class="imTAJustify"><b><span class="cf1">İmmünolojik Durum</span></b><div><span class="fs10lh1-5">Nakil sonrası 1, 3, 6 ve 12. aylarda yapılan incelemelerde, yaş arttıkça </span><span class="fs10lh1-5"><b>T-hücre sayılarında (CD3+, CD4+ ve CD8+)</b></span><span class="fs10lh1-5"> ilerleyici bir düşüş olduğu gözlenmiştir (P &lt; 0,001). Bu durum, yaşlı alıcılarda enfeksiyon yönetiminin kişiye özel stratejilerle takip edilmesinin önemini bir kez daha ortaya koymaktadır.</span></div><div><span class="fs10lh1-5"><br></span></div><div><br></div><div><div><b><span class="fs11lh1-5 cf2">Klinik Çıkarımlar ve Gelecekteki Stratejiler</span></b></div><div><b>1. Kırılganlık (Frailty) Değerlendirmesi</b>
Kırılganlık, enfeksiyon duyarlılığını ve klinik seyri doğrudan etkileyen kritik bir parametredir. KDIGO kılavuzlarıyla uyumlu olarak; nakil adaylarının enfeksiyon riskini doğru katmanlandırmak için <b>frailty (kırılganlık)</b> ve fonksiyonel durumun sistematik olarak değerlendirilmesi rutin sürece dahil edilmelidir.</div><div><b>2. İmmünosüpresyonun Bireyselleştirilmesi</b>
Çalışmada enfeksiyon riskinin belirgin şekilde arttığı yaş eşiği <b>≥60</b> olarak saptanmıştır. Bu veriler ışığında, özellikle 60 yaş ve üzeri gruptaki hastalarda immünosüpresif tedavilerin hastanın risk profiline göre bireyselleştirilmesi ve daha yakından takip edilmesi önerilmektedir.</div><div><b>3. İmmünolojik Durum İzlemi</b>
Hastaların immünolojik rezervini değerlendirmek ve klinik yönetimi kişiselleştirmek amacıyla, operasyon öncesi <b>bazal lenfosit sayımlarının</b> yapılması ve bu verilerin risk öngörüsünde kullanılması düşünülmelidir.</div><div><b>4. Akılcı Profilaksi Yönetimi</b>
Böbrek nakli sonrası CMV profilaksisi uygulamaları ile bakteriyel enfeksiyonlar arasındaki ilişki dikkatle izlenmelidir. Antibiyotik profilaksisinin sağlayacağı potansiyel fayda, <b>antimikrobiyal direnç </b>gelişme riskine karşı her hasta bazında titizlikle değerlendirilmelidir.</div></div><div><br></div><div><br></div></div></div></div><div data-text-align="start"><span class="fs10lh1-5"><b>Kaynak: </b></span><span class="fs10lh1-5"><a href="https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/pmid/41312220/" class="imCssLink">Fayos M, et alodriguez-Goncer I, Trujillo H, López-Medrano F, González E, Hernández A, Ruiz-Merlo T, San-Juan R, Redondo N, Andrés A, Aguado JM, Fernández-Ruiz M. Infection Risk in Older Kidney Transplant Recipients: An Analysis in the Era of Expanded Age Limits. Transpl Int. 2025 Nov 12;38:15594.</a></span></div></div>]]></description>
			<pubDate>Thu, 13 Nov 2025 21:01:00 GMT</pubDate>
			<enclosure url="https://bursaenfeksiyon.com/blog/files/nakil251218_thumb.webp" length="124893" type="image/webp" />
			<link>https://bursaenfeksiyon.com/blog/?transplant3</link>
			<guid isPermaLink="false">https://bursaenfeksiyon.com/blog/rss/00000001D</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Modern immünosupresyon çağında böbrek nakli sonrası CMV enfeksiyonunu sıklığı: VINTAGE çalışması]]></title>
			<author><![CDATA[Doç. Dr. Merve Sefa Sayar]]></author>
			<category domain="https://bursaenfeksiyon.com/blog/index.php?category=Ay%C4%B1n_Makalesi"><![CDATA[Ayın Makalesi]]></category>
			<category>imblog</category>
			<description><![CDATA[<div id="imBlogPost_00000001C"><div data-text-align="start" style="text-align: start;"><div data-text-align="start" style="text-align: start;"><b><span class="fs12lh1-5 cf1">Modern İmmünosüpresyon Çağında Böbrek Nakli Sonrası Sitomegalovirüs Enfeksiyonunun Görülme Sıklığı: VINTAGE Çalışması</span></b><br></div><div style="text-align: start;" data-text-align="start"><br></div><div style="text-align: start;" data-text-align="start"><div>Sitomegalovirüs (CMV) enfeksiyonu, böbrek naklini takiben ortaya çıkan en yaygın viral enfeksiyondur ve nakil sonuçlarını önemli ölçüde etkileyebilir. Enfeksiyon, asemptomatik viremi şeklinde ortaya çıkabileceği gibi, hafif ila şiddetli doku invaziv hastalığa kadar değişen bir spektrumda kendini gösterebilir.</div></div><div style="text-align: start;" data-text-align="start"><br></div><div style="text-align: start;" data-text-align="start"><div><b class="fs11lh1-5 cf2">Risk Faktörleri: Donör/Alıcı Serostatusu</b></div> <div>Nakil öncesi anti-CMV IgG donör (D) ve alıcı (R) serostatusu (D/R serostatusu), CMV enfeksiyonu/hastalığı için en yüksek risk faktörü olarak kabul edilir. Donörün pozitif (D+) ve alıcının negatif (R−) olduğu (D+/R−) kombinasyonu en yüksek riske sahiptir.</div> <div>Nakil sonrası CMV enfeksiyonu risk durumu, genellikle aşağıdaki sırayla artar: <strong>D−/R− &lt; D−/R+ &lt; D+/R+ &lt; D+/R−</strong> (en yüksek risk).</div></div><div data-text-align="start" style="text-align: start;"><br></div><div data-text-align="start" style="text-align: start;"><div><b><span class="fs11lh1-5 cf2">Modern İmmünosüpresyon ve Değişen Popülasyon</span></b></div> <div>Modern immünosüpresif rejimler, hem hücresel hem de hümoral immüniteye aktif olarak müdahale edecek şekilde gelişmiştir. Bu rejimler, genellikle ABO ve/veya HLA uyumsuz donörlerde anti-CD20 monoklonal antikorlarla desensitizasyonun dahil edilmesini içerir. Ayrıca, diyabetik nefropatisi olan daha yaşlı böbrek nakli alıcılarının sayısı da artmıştır. Japonya'da, valvansiklovir (VGCV) veya gansiklovir (GCV) gibi antiviral profilaksi ajanlarının trombositopeni ve lökopeniye yol açabileceği nedeniyle 2023'e kadar önerilmediği belirtilmelidir.</div></div><div data-text-align="start" style="text-align: start;"><br></div><div data-text-align="start" style="text-align: start;"><b class="fs11lh1-5 cf2">Bilgi Eksikliği ve Çalışmanın Gerekçesi</b><br></div><div data-text-align="start" style="text-align: start;"> <div>CMV enfeksiyonu riskinin D/R serostatusuna göre kalitatif sıralaması iyi bilinmesine rağmen, modern immünosüpresif tedaviler bağlamında –özellikle yaşlı ve diyabetik nefropatili renal nakil hastalarında– nakil sonrası CMV enfeksiyonunun <strong>kantitatif insidansı</strong> yeterince araştırılmamıştır. Bu güncel insidans verilerinin eksikliği, nakil sonrası CMV enfeksiyonu izleme sıklığına ilişkin net kılavuzların oluşturulmasını engellemiştir. Bu bilgi eksikliği ayrıca, yeni terminaz ve UL97 kinaz inhibitörlerinin gerçek dünya klinik pratiğinde kullanımını optimize etmeyi amaçlayan gelecekteki klinik çalışmaların tasarımını da zorlaştırmaktadır.</div> <div>Bu çalışma, antiviral profilaksi almayan yetişkin renal nakil alıcılarında 12 aylık kümülatif CMV antijenemi insidansını tahmin etmeyi, pozitif CMV antijenemi için risk faktörlerini belirlemeyi ve CMV antijeneminin nakil sonuçları üzerindeki etkisini değerlendirmeyi amaçlamıştır.</div></div><div data-text-align="start" style="text-align: start;"><br></div><div data-text-align="start" style="text-align: start;"><div><span class="fs11lh1-5"><b><span class="cf2">Çalışma Popülasyonu ve Tasarımı</span></b></span></div> <div>Bu çalışma, devam eden <strong>VINTAGE</strong> (Visualizing the Pathophysiology of Kidney Transplantation in Modern Age) çalışmasından seçilen bir kohortu kapsamaktadır. VINTAGE çalışması, hibrit retrospektif ve prospektif gözlemsel kohort çalışmasıdır. Etik kurul onayı alınmış (TGE02305-024) olup, Helsinki ve İstanbul Deklarasyonlarına uygundur; bilgilendirilmiş onam opt-out yöntemiyle sağlanmıştır.</div> <div><br></div><div><span class="fs10lh1-5"><b>Dahil Edilen Hastalar</b></span></div> <ul> <li><strong>Zaman Aralığı</strong>: 2012 ile 2020 yılları arasında canlı donör böbrek nakli geçiren hastalar.</li> <li><strong>Kriterler</strong>: Yaşı ≥20 olan ardışık 128 yetişkin böbrek nakli alıcısı (ortalama yaş: 52,8 ± 13,0 yıl).</li> </ul> <div><br></div><div><b class="fs11lh1-5 cf2">Çalışma Amacı</b></div> <div>Antiviral profilaksi almayan bu yetişkin renal nakil alıcılarındaki 12 aylık kümülatif CMV antijenemi insidansını tahmin etmek, pozitif CMV antijenemi için risk faktörlerini belirlemek ve CMV antijeneminin nakil sonuçları üzerindeki etkisini değerlendirmek.</div></div><div data-text-align="start" style="text-align: start;"><br></div><div data-text-align="start" style="text-align: start;"><div><span class="fs11lh1-5"><b><span class="cf2">İmmünosüpresyon ve Desensitizasyon</span></b></span></div> <div>Çalışmada kullanılan immünosüpresyon rejimleri daha önce detaylı olarak rapor edilmiştir.</div><ul><li><strong>Temel Rejim</strong>: Uzatılmış salınımlı takrolimus (PR-TAC), mikofenolat mofetil (MMF) ve metilprednizolon (MP).</li></ul><ul><li><strong>İndüksiyon Tedavisi</strong>: Basiliximab, canlı vericiden renal nakil olduğu gün ve ameliyat sonrası 4. günde uygulanmıştır.</li></ul><ul><li><strong>Desensitizasyon</strong>: ABO ve/veya HLA uyumsuzluğu veya önceki gebelik, nakil veya transfüzyon nedeniyle duyarlılaşma olan renal nakil alıcılarında, bireysel klinik değerlendirmelere dayanarak rituximab (bir anti-CD20 monoklonal antikor) ve plazmaferez ile desensitizasyon düşünülmüştür.</li> </ul> <div><span class="fs10lh1-5">Çalışma popülasyonunun neredeyse tamamı (%99,2) rituximab, %55,5'i ise plazmaferez tedavisi almıştır.</span><br></div></div><div data-text-align="start" style="text-align: start;"><br></div><div data-text-align="start" style="text-align: start;"><div><span class="fs11lh1-5"><b><span class="cf2">CMV Tanımı ve Yönetimi</span></b></span></div> <div><span class="fs10lh1-5"><b><span class="cf3">CMV Serostatusu</span></b></span></div> <div>Nakil öncesi anti-CMV IgG serostatusu, ELISA kullanılarak belirlenmiştir. Donör (D) ve alıcı (R) kombinasyonları <strong>D−/R−, D−/R+, D+/R+, ve D+/R−</strong> olarak dörde ayrılmıştır.</div> <div><br></div><div><span class="fs10lh1-5"><b><span class="cf3">CMV Enfeksiyonu Tanımı</span></b></span></div> <div>CMV enfeksiyonu, semptomlara bakılmaksızın <strong>pozitif CMV antijenemi</strong> test sonucu olarak tanımlanmıştır.</div> <div><br></div><div><span class="fs10lh1-5"><b><span class="cf3">Antijen Tespiti</span></b></span></div> <div>Periferik kandaki CMV antijen pozitif hücreler (polimorfonükleer lökositler), CMV pp65 antijenine karşı monoklonal antikorlar (C10/C11 yöntemi, PRORaSt® CMV antijen kiti) kullanılarak tespit edilmiştir.</div><div><br></div><div><span class="fs10lh1-5"><b><span class="cf3">CMV İzlemi</span></b></span><div>Tüm renal nakil alıcıları, CMV serostatuslarına bakılmaksızın:</div><div><ul><li><span class="fs10lh1-5">Hastanede yatış sırasında haftalık,</span></li><li>Taburculuktan sonra her poliklinik ziyaretinde CMV antijenemi testi yaptırmıştır.</li></ul></div></div><div><br></div><div><div><span class="fs10lh1-5"><b><span class="cf3">Tedavi Stratejisi (Preemptif)</span></b></span></div> <div>Hastalar antiviral profilaksi almamış, ancak CMV antijenemi pozitif çıktığında tedavi (preemptif tedavi) başlatılmıştır.</div> <ul> <li><strong>R− serostatuslu hastalarda</strong>: Yalnızca bir antijen pozitif hücresi tespit edilse bile, semptomatik veya doku invaziv CMV hastalığının ilerlemesini önlemek amacıyla MMF dozu azaltılmış ve valgansiklovir (genellikle başlangıç dozu 450–900 mg/gün) ile tedavi uygulanmıştır.</li> <li><strong>R+ serostatuslu hastalarda</strong>: MMF ve takrolimus dozu, antijen pozitif hücre sayısına göre azaltılmıştır. Ancak pozitif hücre sayısı yaklaşık <strong>100.000 beyaz kan hücresinde 5–10'a</strong> ulaştığında valgansiklovir (genellikle 450–900 mg/gün başlangıç dozu) ile antiviral tedaviye başlanmıştır.</li></ul></div><div><br></div></div><div data-text-align="start" style="text-align: start;"><div><div><b class="fs11lh1-5 cf2">Sonlanım Noktaları ve Takip</b></div> <div><span class="fs10lh1-5"><b><span class="cf3">Birincil Sonlanım Noktası</span></b></span></div> <div>İlk CMV antijenemi pozitifliğine kadar geçen süre.</div> <div><br></div><div><span class="fs10lh1-5"><b><span class="cf3">İzlem Süresi</span></b></span></div> <div>Nihai takip tarihi 31 Aralık 2021 idi. Takip süreleri 12 ayı aşan renal nakil alıcılarında, pozitif CMV sonuçlarının görülme sıklığı 12. ayda sonlandırıldı. Greft yetmezlikleri ve rejeksiyonlar 12 aya kadar çalışmaya dahil edildi.</div> <div><br></div><div><span class="fs10lh1-5"><b><span class="cf3">eGFR Hesaplaması</span></b></span></div> <div>Tahmini glomerüler filtrasyon hızı (eGFR), Japonya'ya özgü modifiye denklem kullanılarak hesaplanmıştır: <strong>194 × (serum kreatinin<sup>−1.094</sup>) × (yaş<sup>−0.287</sup>) × 0.739 (eğer kadınsa)</strong>.</div></div><div><br></div><div><br></div><div><b class="fs11lh1-5 cf2">Sonuçlar</b></div><div><div><span class="fs11lh1-5 cf3"><b>Genel CMV Antijenemi İnsidansı</b></span></div><div>12 aylık takip süresi boyunca, çalışmaya dahil edilen 128 renal nakil alıcısının <span class="fs10lh1-5"><b>76'sı CMV antijenemi pozitif </b></span>saptandı. Antiviral profilaksi almayan yetişkin renal nakillerdeki <span class="fs10lh1-5"><b>12 aylık genel kümülatif CMV antijenemi pozitifliği insidansı %59.4 </b></span>olarak tahmin edilmiştir (95% Güven Aralığı (CI), 50.9–67.9).</div><div><br></div><div>Kümülatif pozitif CMV antijenemi oranları, nakil sonrası belirli zaman dilimlerinde şu şekildedir:</div></div><div><img class="image-1" src="https://bursaenfeksiyon.com/images/transplant-cmv-3.webp"  width="239" height="142" /><br></div><div><br></div><div>CMV antijenemi geliştirme riski, nakil sonrası<span class="fs10lh1-5"><b> ilk 3 ay içinde en yüksektir </b></span>ve bu risk, özellikle D+ alıcılarda, yaklaşık <span class="fs10lh1-5"><b>7–8 ay boyunca</b></span> devam etmektedir.<br></div><div><div><br></div><div><b class="fs11lh1-5 cf3">CMV Serostatusuna Göre İnsidans Oranları</b><br></div><div> <div>Alıcılarda anti-CMV IgG için toplam nakil öncesi pozitiflik oranı <strong>%82,8</strong>, donörlerde ise <strong>%89,1</strong> olarak bulundu. D/R serolojik durum dağılımı şu şekildeydi:</div> <ul> <li>16 D+/R− (%12,5)</li> <li>98 D+/R+ (%76,6)</li> <li>8 D−/R+ (%6,3)</li> <li>6 D−/R− (%4,7)</li> </ul> <div><span class="fs10lh1-5">CMV antijenemi pozitifliğinin kümülatif insidans oranları, donör (D) ve alıcı (R) serostatus kategorilerine göre önemli farklılıklar göstermiştir (3 aylık oranlar parantez içinde):</span><br></div></div></div><div><br></div></div><div data-text-align="start" style="text-align: start;"><img class="image-0" src="https://bursaenfeksiyon.com/images/transplant-cmv-2.webp"  width="286" height="128" /><span class="fs10lh1-5"><br></span></div><div data-text-align="start" style="text-align: start;">D+/R− ve D+/R+ gruplarındaki birer vaka, doku invaziv CMV hastalığa (pnömoni) ilerlemiştir.<br></div><div data-text-align="start" style="text-align: start;"><span class="fs10lh1-5"><br></span></div><div data-text-align="start" style="text-align: start;"><div><div><b class="fs11lh1-5 cf3">Bağımsız Risk Faktörleri</b></div> <div>Çok değişkenli analize göre, CMV antijenemi pozitifliği gelişimiyle ilişkili iki bağımsız risk faktörü belirlenmiştir:</div> <ul> <li><strong>CMV Serostatusu Risk Kategorisi</strong>: D−/R−'den D+/R−'ye doğru adım adım artan risk (D−/R− &lt; D−/R+ &lt; D+/R+ &lt; D+/R−). Bu risk kategorisi artışıyla birlikte CMV antijenemi riski de artmaktadır (<strong>p &lt; 0.001</strong>).</li> <li><strong>Alıcı Yaşı</strong>: Alıcı yaşındaki her 10 yıllık artış için CMV antijenemi riski artmaktadır (<strong>p &lt; 0.001</strong>).</li></ul></div><div><b><br></b></div><div><b class="fs11lh1-5 cf3">Transplantasyon Sonuçları Üzerindeki Etkisi</b><br></div><div> <div>Pozitif CMV antijenemi sonuçları, sonraki transplantasyon sonuçlarını etkilemiştir:</div> <ul> <li><strong>Antikor Aracılı Red</strong>: Pozitif CMV antijenemi varlığı, sonraki antikor aracılı red riskinde artışla ilişkilendirilmiştir (<strong>p = 0.005</strong>).</li> <li><strong>Tahmini Glomerüler Filtrasyon Hızı (eGFR)</strong>: Takip süresi boyunca, pozitif CMV antijenemi grubundaki eGFR değerleri, negatif gruba kıyasla <strong>anlamlı ölçüde daha düşüktü</strong> (<strong>p = 0.026</strong>).</li> <li><strong>Greft Kaybı</strong>: 12 aylık takip süresi boyunca, pozitif CMV antijenemi grubunda üç renal nakil alıcısında greft kaybı yaşanmıştır (%3.9), ancak bu istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (<strong>p = 0.271</strong>).</li></ul></div></div><div data-text-align="start" style="text-align: start;"><span class="fs10lh1-5"><b><br></b></span></div><div data-text-align="start" style="text-align: start;"><b class="fs11lh1-5 cf2">Klinik Çıkarım</b><br></div><div data-text-align="start" style="text-align: start;"> <div>Bu bulgular, CMV yönetimi için preemptif tedavi politikası uygulayan transplant merkezlerinde <strong>düzenli CMV izleminin önemini</strong> vurgulamaktadır.</div><div><strong class="fs10lh1-5 cf4">Tavsiye</strong><span class="fs10lh1-5"><span class="cf4">:</span> CMV için preemptif tedavi stratejisi uygulayan merkezler, nakil sonrası </span><strong class="fs10lh1-5">en az 6 ay boyunca düzenli izleme</strong><span class="fs10lh1-5"> yapmalıdır.</span><br></div></div><div data-text-align="start" style="text-align: start;"><br></div></div><div data-text-align="start"><span class="fs10lh1-5">Kaynak: </span><span class="fs10lh1-5"><a href="https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/pmid/40260519/" class="imCssLink">Hidaka S, et al. Incidence of cytomegalovirus infection after kidney transplantation in the modern era of immunosuppression: the VINTAGE study. Ren Fail. 2025 Dec;47(1):2491658.</a></span></div></div>]]></description>
			<pubDate>Fri, 10 Oct 2025 10:40:00 GMT</pubDate>
			<enclosure url="https://bursaenfeksiyon.com/blog/files/transplant-cmv-1_thumb.webp" length="1298765" type="image/webp" />
			<link>https://bursaenfeksiyon.com/blog/?transplant-cmv-vintage</link>
			<guid isPermaLink="false">https://bursaenfeksiyon.com/blog/rss/00000001C</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[QFT+ Testi: İmmünsuprese Bireyelrde Tüberküloz Riskini Öngörmede Sınırlı, TPT ile Güçlü Koruma]]></title>
			<author><![CDATA[Doç. Dr. Merve Sefa Sayar]]></author>
			<category domain="https://bursaenfeksiyon.com/blog/index.php?category=Ay%C4%B1n_Makalesi"><![CDATA[Ayın Makalesi]]></category>
			<category>imblog</category>
			<description><![CDATA[<div id="imBlogPost_00000001A"><div data-text-align="justify" class="imTAJustify"><span class="fs14lh1-5"><b><span class="cf1">İmmünsuprese Bireylerde QuantiFERON-TB Gold Plus Testinin Tüberküloz Tanısındaki Doğruluğu ve Öngörü Değeri: Prospektif TBnet Çalışması</span></b></span><div class="imTACenter"><b><span class="fs18lh1-5 ff1"><br></span></b></div> <div data-text-align="justify" class="imTAJustify"> <span class="fs12lh1-5 ff1"><b><span class="cf2">İmmunsuprese kişilerde tüberküloz önleme stratejileri için immünodiagnostik testlerin rolünün sürekli olarak değerlendirilmesinin önemini vurgulamaktadır.</span></b></span></div><div class="imTACenter"><span class="fs12lh1-5 ff1"><br></span></div> <ul><li><span class="imTAJustify fs12lh1-5 ff1">Dünya 	Sağlık Örgütü (DSÖ), 2023 yılında 10.8 milyon kişinin tüberküloz (TB) &nbsp;geliştirdiğini tahmin ediyor ki bu, dünya genelinde bildirilen 	kişi sayısında tarihi bir zirvedir ve endişe vericidir. 	Tüberkülozu önlemek için lisanslı tek aşı, </span><i class="imTAJustify fs10lh1-5"><span class="fs12lh1-5 ff1">Mycobacterium 	bovis</span></i><span class="imTAJustify fs12lh1-5 ff1"> Bacille Calmette-Guérin (BCG) aşısıdır, ancak bu aşı sadece 	yaşamın ilk 5-10 yılında koruma sağlar ve dünya genelindeki 	yenidoğanların yaklaşık %90'ına uygulanmasına rağmen 	yetersizdir.</span></li></ul><div class="imTAJustify"> <br> &nbsp;</div> <ul> 	<li><div class="imTAJustify"> 	<span class="fs12lh1-5 ff1">Aşı 	ile önlenmesinin güncel durumda zor olduğu görülen tüberküloz 	hastalığının önlenebilmesi için, aktif hastalığa ilerleme 	riski en yüksek olan bireyler tanımlanmalıdır. Bunun için 	immünodiagnostik testler kullanılmaktadır.</span></div></li></ul><div class="imTAJustify"> <br> &nbsp;</div> <ul> 	<li><div class="imTAJustify"> 	<span class="fs12lh1-5 ff1">Riskli 	gruplar arasında yakın (ev içi) tüberküloz temaslıları, yüksek 	tüberküloz insidansına sahip ülkelerden gelen göçmenler ve 	immün sistemi baskılanmış bireyler (örn. HIV ile yaşayan 	kişiler (PLHIV), kök hücre veya solid organ nakli alıcıları, 	romatoid artrit hastaları ve kronik böbrek yetmezliği olan 	kişiler) yer almaktadır. Özellikle tümör nekroz faktörü 	(TNF)-antagonistleri ve Janus kinaz (JAK) inhibitörleri gibi bazı 	biyolojik ajanlar, tüberküloz reaktivasyon riskini 	artırabilmektedir.</span></div></li></ul><div class="imTAJustify"> <br> &nbsp;</div> <ul> 	<li><div class="imTAJustify"> 	<span class="fs12lh1-5 ff1">En 	yaygın immünodiagnostik testler tüberkülin deri testi (PPD) ve 	interferon-γ salınım testleridir (IGRA). Ticari IGRA'lar arasında 	ELISPOT tabanlı T-SPOT.TB ve ELISA tabanlı QuantiFERON-TB (QFT) 	bulunmaktadır. Genel olarak, IGRA'lar tüberküloz insidansını 	PPD'ye göre daha iyi tahmin eder, ancak PLHIV'de PPD'nin 	IGRA'lardan daha düşük olmadığı gösterilmiştir. Her iki test 	de latent enfeksiyonu aktif hastalıktan ayıramadığı için aktif 	tüberküloz için özgüllükten yoksundur ve bu nedenle DSÖ'nün 	aktif tüberküloz tanısı için önerdiği minimum gereksinimleri 	(balgam kullanılmadan, point-of-care yakınında tanı) karşılamaz.</span></div></li> </ul> <div class="imTAJustify"><br> &nbsp;</div> <ul> 	<li><div class="imTAJustify"> 	<span class="fs12lh1-5 ff1">QFT'nin 	yeni bir versiyonu olan </span><b><span class="fs12lh1-5 ff1">QuantiFERON-TB 	Gold Plus (QFT+) testi</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1">dir. 	QFT+, </span><i><span class="fs12lh1-5 ff1">M. 	tuberculosis</span></i><span class="fs12lh1-5 ff1">'e 	özgü antijenler içeren iki farklı tüp (CD4 T hücrelerini 	uyaran TB1 ve CD8 T hücrelerini uyarmak için optimize edilmiş ek 	kısa peptitler içeren TB2) kullanarak hem CD4 hem de CD8 T 	hücrelerini uyarmak üzere tasarlanmıştır. Bir meta-analiz, 	QFT+'nın </span><i><span class="fs12lh1-5 ff1">M. 	tuberculosis</span></i><span class="fs12lh1-5 ff1"> 	enfeksiyonunu tespit etmede QFT'ye göre daha hassas olduğunu 	göstermiştir. Ancak, QFT+'nın immün sistemi baskılanmış 	bireylerde tanısal doğruluğu ve tüberküloz ilerlemesini tahmin 	etme yeteneği tam olarak değerlendirilmemiştir. Özellikle, 	PLHIV'de, özellikle düşük CD4 sayısına sahip olanlarda, IFN-γ 	yanıtlarında belirgin bir azalma QFT+ testinin bir sınırlamasıdır.</span></div></li></ul><div class="imTAJustify"> <br> &nbsp;</div> <ul> 	<li><div class="imTAJustify"> 	<span class="fs12lh1-5 ff1">Düşük 	TB insidansına sahip ülkelerde, immün sistemi baskılanmış 	bireyler için pozitif immünodiyagnostik test sonucuna sahip 	olmaları durumunda tüberküloz önleyici tedavi (TPT) 	önerilmektedir. Bu çalışma, </span><b><span class="fs12lh1-5 ff1">immün 	sistemi baskılanmış bireylerde QuantiFERON-TB Gold Plus (QFT+) 	testinin performansını ve gelecekteki tüberkülozu öngörme 	gücünü değerlendirmeyi</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1"> 	amaçlamıştır.</span></div></li> </ul> <div class="imTAJustify"> <br> <br> &nbsp;</div> <ul> 	<li><div class="imTAJustify"> 	<span class="fs12lh1-5 ff1">Önceki 	çalışmalar, düşük insidanslı ülkelerde immün sistemi 	baskılanmış bireylerde önceki nesil IGRA'ların tüberkülozu 	tahmin etmede zayıf kaldığını göstermiştir. Bu nedenle, bu 	çalışma, Avrupa'daki 11 ülkede 21 merkezde gerçekleştirilen, 	</span><b><span class="fs12lh1-5 ff1">üreticiden 	bağımsız prospektif gözlemsel bir kohort çalışması</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1"> 	olarak tasarlanmıştır. Çalışmanın katma değeri, QFT+ 	testinin immün yeterli ve beş farklı immün sistemi baskılanmış 	birey grubunda </span><i><span class="fs12lh1-5 ff1">M. 	tuberculosis</span></i><span class="fs12lh1-5 ff1"> 	enfeksiyonu ve aktif tüberküloz tanısındaki tanısal doğruluğunu 	ve QFT+ sonuçlarına bağlı olarak tüberküloza ilerleme insidans 	oranlarını değerlendirmektir.</span></div></li> </ul> <div class="imTAJustify"> <br></div> <ul> 	<li><div class="imTAJustify"> 	<span class="fs12lh1-5 ff1">Çalışmanın 	iki ana hedefi vardır:</span></div></li></ul><div class="imTAJustify"> <br> &nbsp;</div> <ul> 	 		<li><div class="imTAJustify"> 		<span class="fs12lh1-5 ff1">Aktif 		tüberkülozu olan ve maruziyet risk faktörü olmayan immün 		yeterli ve immün sistemi baskılanmış bireylerde QFT+ testinin 		duyarlılığını ve özgüllüğünü değerlendirmek ve TB2 		tüpünün </span><i><span class="fs12lh1-5 ff1">M. 		tuberculosis</span></i><span class="fs12lh1-5 ff1"> 		enfekte bireylerin tanımlanmasında bir fayda sağlayıp 		sağlamadığını belirlemek.</span></div></li> 		<li><div class="imTAJustify"> 		<span class="fs12lh1-5 ff1">QFT+ 		sonuçlarına bağlı olarak tüberküloza ilerleme insidans 		oranlarını prospektif olarak değerlendirmek.</span></div></li> 	 </ul><div class="imTAJustify"><span class="ff1"><span class="fs12lh1-5"><br></span></span></div> <div class="imTAJustify"> <span class="fs12lh1-5 ff1">Bu çalışma, immün sistemi baskılanmış bireylerde QuantiFERON-TB Gold Plus (QFT+) testinin performansını ve gelecekteki tüberkülozu öngörme gücünü değerlendirmeyi amaçlayan </span><b><span class="fs12lh1-5 ff1">prospektif gözlemsel bir çalışma</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1"> olarak tasarlanmıştır.</span></div><div class="imTAJustify"><span class="fs12lh1-5 ff1"><br></span></div> <div class="imTAJustify"> <b><span class="fs12lh1-5 ff1">Çalışma Tasarımı ve Amaçları:</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1"> </span></div><div class="imTAJustify"><span class="fs12lh1-5 ff1">Çalışma, Avrupa'da 11 ülkede 21 TBnet çalışma merkezinde yürütülmüştür. İmmün sistemi baskılanmış beş farklı gruptan bireyler ve immün yeterli kontrol grupları işe alınmıştır. Katılımcılar QFT+ testi ile test edilmiş ve aktif tüberküloz gelişimi açısından takip edilmiştir. Çalışma iki ana bölümden oluşmuştur:</span></div> <ul> 	<li><div class="imTAJustify"> 	<b><span class="fs12lh1-5 ff1">Kesitsel 	bölüm (Kısım A):</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1"> 	Aktif tüberkülozu olan immün yeterli ve immün sistemi 	baskılanmış bireylerde (maruziyet risk faktörü olmayan) QFT+ 	testinin </span><b><span class="fs12lh1-5 ff1">duyarlılığını 	ve özgüllüğünü</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1"> 	değerlendirmek ve TB2 tüpünün </span><i><span class="fs12lh1-5 ff1">M. 	tuberculosis</span></i><span class="fs12lh1-5 ff1"> 	enfekte bireylerin tanımlanmasında ek bir fayda sağlayıp 	sağlamadığını belirlemek.</span></div></li> 	<li><div class="imTAJustify"> 	<b><span class="fs12lh1-5 ff1">Prospektif 	bölüm (Kısım B):</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1"> 	QFT+ sonuçlarına bağlı olarak tüberküloza ilerleme insidans 	oranlarını prospektif olarak değerlendirmek. Çalışma, 	Clinicaltrials.gov'a NCT02639936 numarasıyla kaydedilmiştir.</span></div></li> </ul><div class="imTAJustify"><span class="fs12lh1-5 ff1"><br></span></div> <div class="imTAJustify"> <b><span class="fs12lh1-5 ff1">Kabul kriterleri:</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1"> 18 yaş ve üzeri, HIV enfeksiyonu, kronik böbrek yetmezliği (renal replasman tedavisi alan), romatoid artrit, solid organ transplantasyonu (akciğer, karaciğer, böbrek, böbrek-pankreas) veya kök hücre transplantasyonu tanısı almış immün sistemi baskılanmış yetişkinler dahil edilmiştir. Maruziyet risk faktörleri olan veya olmayan immün yeterli bireyler de kontrol olarak aynı merkezler tarafından dahil edilmiştir. Hem immün yeterli hem de immün sistemi baskılanmış, aktif tüberkülozu olan veya olmayan bireyler dahil edilmiştir. Test anındaki aktif tüberküloz tanısı, nükleik asit amplifikasyon testi pozitifliği ve/veya kültürle doğrulanmış tüberküloza dayanmıştır. Çalışma katılımcıları, 03/11/2015 ile 29/03/2019 tarihleri arasında rutin bakım sırasında ardışık olarak belirlenmiş ve işe alınmıştır. Tüberküloz önleyici tedavi (TPT), tedavi eden hekimlerin takdirine bağlı olarak, her merkezin kendi uygulamalarına göre verilmiştir. Prospektif bölüm için dahil edilme kriteri, kesitsel çalışmaya katılan aktif tüberkülozu olmayan tüm bireyler olmuştur. Tüm bireyler, TPT durumundan bağımsız olarak, en az iki yıl boyunca tüberküloz gelişimi açısından takip edilmiştir (son takip tarihi 09/12/2021). Çalışma, Saarland Federal Eyaleti Almanya Hekimler Konseyi etik kurulu tarafından onaylanmış ve tüm katılımcılardan yazılı bilgilendirilmiş onam alınmıştır.</span></div><div class="imTAJustify"><span class="fs12lh1-5 ff1"><br></span></div> <div class="imTAJustify"> <b><span class="fs12lh1-5 ff1">Veri Toplama:</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1"> Kesitsel bölümde, tüm katılımcılar ilgili merkezlerde QFT+ testi yapılmıştır. Demografik ve klinik özellikler ile </span><i><span class="fs12lh1-5 ff1">M. tuberculosis</span></i><span class="fs12lh1-5 ff1"> maruziyet risk faktörleri, standartlaştırılmış bir anket kullanılarak toplanmıştır. Veriler, cinsiyet ve etnisite gibi bilgileri içererek, koordinasyon merkezine elektronik olarak iletilmiştir. Aktif tüberkülozu olmayan tüm bireyler, aktif tüberküloz gelişimi ve TPT bilgileri için prospektif takibe alınmıştır.</span></div><div class="imTAJustify"><span class="fs12lh1-5 ff1"><br></span></div> <div class="imTAJustify"> <b><span class="fs12lh1-5 ff1">Teknik Prosedürler, Veri Kaynakları ve Maruziyet Değişkenleri:</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1"> Çalışmanın hem kesitsel hem de prospektif bölümlerinde QFT+ testi, indeks test olarak kullanılmıştır. Test, üreticinin talimatlarına göre (Qiagen, Hilden, Almanya) yapılmış ve yorumlanmıştır. Testi yapan laboratuvar personeli, katılımcıların klinik durumlarına karşı körleştirilmiştir. Kesitsel bölümde, QFT+ test zamanındaki tüberküloz, aktif tüberküloz teşhisi için altın standartla uyumlu olarak nükleik asit amplifikasyon testi pozitifliği ve/veya kültür doğrulamasına dayanmıştır. &nbsp;İnsidan tüberküloz vakası, prevalan hastalığın yanlışlıkla insidan vakalar olarak sınıflandırılmasını önlemek için QFT+ testinden 30 günden fazla bir süre sonra ortaya çıkan tüberküloz olarak tanımlanmıştır. “</span><i><span class="fs12lh1-5 ff1">M. tuberculosis</span></i><span class="fs12lh1-5 ff1"> maruziyeti”; </span><i><span class="fs12lh1-5 ff1">M. tuberculosis</span></i><span class="fs12lh1-5 ff1">'e bilinen maruziyet öyküsü, aktif tüberküloz, tüberküloz tedavisi, </span><i><span class="fs12lh1-5 ff1">M. tuberculosis</span></i><span class="fs12lh1-5 ff1"> enfeksiyonu, </span><i><span class="fs12lh1-5 ff1">M. tuberculosis</span></i><span class="fs12lh1-5 ff1"> enfeksiyonu için TPT veya en az 1 yıldır yüksek tüberküloz insidansı olan bir ülkede ikamet etmeyi içeriyordu. Bu risk faktörlerine sahip olan ve olmayan bireyler sırasıyla yüksek riskli veya düşük riskli olarak sınıflandırıldı.</span></div><div class="imTAJustify"><span class="fs12lh1-5 ff1"><br></span></div> <div class="imTAJustify"> <span class="fs12lh1-5 ff1">İstatistiksel analizler kısmında, çalışmada kullanılan tanımlar ve yöntemler:</span></div> <ul> 	<li><div class="imTAJustify"> 	<b><span class="fs12lh1-5 ff1">Duyarlılık 	(Sensitivity):</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1"> 	Aktif tüberkülozu olan tüm bireyler arasındaki pozitif 	QuantiFERON-TB Gold Plus (QFT+) test sonucu oranı olarak 	tanımlanmıştır.</span></div></li> 	<li><div class="imTAJustify"> 	<b><span class="fs12lh1-5 ff1">Özgüllük 	(Specificity):</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1"> 	</span><i><span class="fs12lh1-5 ff1">M. 	tuberculosis</span></i><span class="fs12lh1-5 ff1"> 	maruziyet risk faktörleri olmayan tüm bireyler arasındaki negatif 	QFT+ test sonucu oranı olarak tanımlanmıştır.</span></div></li> 	<li><div class="imTAJustify"> 	<b><span class="fs12lh1-5 ff1">Referans 	Standart (Kesitsel Bölüm):</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1"> 	QFT+ testi anındaki aktif tüberküloz tanısı için referans 	standart, </span><b><span class="fs12lh1-5 ff1">nükleik 	asit amplifikasyon testi pozitifliği ve/veya kültürle doğrulanmış 	tüberküloz</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1"> 	olarak belirlenmiştir.</span></div></li> 	<li><div class="imTAJustify"> 	<b><span class="fs12lh1-5 ff1">Referans 	Standart (Prospektif Bölüm):</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1"> 	Mikrobiyolojik olarak doğrulanmış </span><b><span class="fs12lh1-5 ff1">insidan 	tüberküloz</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1"> 	olmuştur.</span></div></li> 	<li><div class="imTAJustify"> 	<b><span class="fs12lh1-5 ff1">Yüksek 	Riskli / Düşük Riskli Bireyler:</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1"> 	“</span><i><span class="fs12lh1-5 ff1">M. 	tuberculosis</span></i><span class="fs12lh1-5 ff1"> 	maruziyeti” için belirtilen risk faktörlerine sahip olanlar 	yüksek riskli, olmayanlar ise düşük riskli olarak 	sınıflandırılmıştır.</span></div></li> 	<li><div class="imTAJustify"> 	<b><span class="fs12lh1-5 ff1">Risk 	Süresi:</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1"> 	Test tarihinden itibaren hastaların son klinik değerlendirme 	tarihine, aktif tüberküloz gelişme tarihine, ölüm tarihine veya 	çalışmanın sonuna kadar (hangisi önceyse) geçen süre olarak 	hesaplanmıştır.</span></div></li> 	<li><div class="imTAJustify"> 	<b><span class="fs12lh1-5 ff1">Tüberküloz 	İnsidans Oranları (IR):</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1"> 	İmmünsuprese ve immünkompetan bireyler için QFT+ sonuçlarına 	ve TPT kabulüne göre hesaplanmıştır. Ayrıca HIV ile yaşayan 	kişiler (PLHIV) için QFT+ sonuçlarına ve HIV yüküne göre de 	hesaplanmıştır.</span></div></li> 	<li><div class="imTAJustify"> 	<b><span class="fs12lh1-5 ff1">İnsidans 	Oranı Oranları (IRR):</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1"> 	Alt grupları karşılaştırmak amacıyla, TPT almayan ve negatif 	QFT+ sonuçlarına sahip immünkompetan bireyler referans grup 	olarak kullanılarak hesaplanmıştır.</span></div></li> 	<li><div class="imTAJustify"> 	<b><span class="fs12lh1-5 ff1">Tüberküloza 	İlerleme Süresi:</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1"> 	Aalen-Johansen eğrileri kullanılarak değerlendirilmiş ve ölüm, 	rekabet eden bir risk olarak kabul edilmiştir. Alt gruplar 	arasındaki farklılıklar, kümülatif insidans fonksiyonlarının 	eşdeğerliği için Gray's testi kullanılarak değerlendirilmiştir.</span></div></li> 	<li><div class="imTAJustify"> 	<b><span class="fs12lh1-5 ff1">McNemar 	Testi:</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1"> 	TB1 ve TB2 tüplerinin performansını farklı gruplarda 	karşılaştırmak için test pozitifliği sıklığındaki 	farklılıkları değerlendirmede kullanılmıştır.</span></div></li> 	<li><div class="imTAJustify"> 	<b><span class="fs12lh1-5 ff1">Rastgele 	Etkili Meta-analizler:</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1"> 	Ülkeler arası heterojeniteyi hesaba katmak amacıyla, logit 	dönüşümleri ile oranların rastgele etkili meta-analizleri (R 	paketi meta'dan metaprop kullanılarak) gerçekleştirilmiştir. 	Ülke bazında ve havuzlanmış duyarlılık ve özgüllükler bu 	yöntemle hesaplanmıştır. </span> 	</div> 	</li><ul> 		<li><div class="imTAJustify"> 		<b><span class="fs12lh1-5 ff1">Ters 		Varyans Yöntemi:</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1"> 		Her ülkeye ağırlık atamak için kullanılmıştır.</span></div></li> 		<li><div class="imTAJustify"> 		<b><span class="fs12lh1-5 ff1">DerSimonian–Laird 		Yöntemi:</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1"> 		Ülkeler arası değişkenlik (τ²) tahmin etmek için 		kullanılmıştır.</span></div></li> 		<li><div class="imTAJustify"> 		<b><span class="fs12lh1-5 ff1">I² 		İstatistiği:</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1"> 		Heterojeniteyi nicelendirmek için kullanılmıştır.</span></div></li> 		<li><div class="imTAJustify"> 		<b><span class="fs12lh1-5 ff1">Clopper–Pearson 		Yöntemi:</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1"> 		Bireysel ülkeler için güven aralıklarını hesaplamak için 		kullanılmıştır.</span></div></li> 		<li><div class="imTAJustify"> 		<b><span class="fs12lh1-5 ff1">Knapp–Hartung 		Ayarlamaları:</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1"> 		Rastgele etkili modele uygulanmıştır.</span></div></li></ul></ul><div class="imTAJustify"><span class="ff1"><span class="fs12lh1-5"><br></span></span></div><ul><li><div class="imTAJustify"> 	<b><span class="fs12lh1-5 ff1">Eksik 	Verilerin Ele Alınması:</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1"> 	Teknik veya lojistik nedenlerle QFT+ sonuçları elde edilemeyen 	bireyler analizden çıkarılmıştır. Diğer tüm QFT+ sonuçları 	(pozitif, negatif, belirsiz) kesitsel analize dahil edilmiştir. 	Başlangıçta aktif tüberkülozu olmayan hastaların prospektif 	analizinde, HIV yükü ve CD4 sayımını içeren alt grup 	analizleri, yalnızca bu değişkenlere ilişkin verileri mevcut 	olan katılımcılarla </span><b><span class="fs12lh1-5 ff1">tam 	vaka analizleri</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1"> 	olarak yapılmıştır.</span></div></li> </ul> <div class="imTAJustify"> <br> <br> &nbsp;</div> <div class="imTAJustify"> <b><span class="fs12lh1-5 ff1">SONUÇLAR</span></b></div> <div class="imTAJustify"> <span class="fs12lh1-5 ff1">Çalışmanın sonuçları, QuantiFERON-TB Gold Plus (QFT+) testinin immün sistemi baskılanmış bireylerde tüberküloz (TB) tanısındaki doğruluğunu ve gelecekteki tüberkülozu öngörme gücünü değerlendirmiştir.</span></div> <div class="imTAJustify"><b><span class="fs12lh1-5 ff1"><br></span></b></div><div class="imTAJustify"> <b><span class="fs12lh1-5 ff1">Çalışma Popülasyonu:</span></b></div> <ul> 	<li><div class="imTAJustify"> 	<span class="fs12lh1-5 ff1">Toplam 	2663 birey, 11 Avrupa ülkesindeki 21 merkezden çalışmaya dahil 	edilmiştir. Bu bireylerden 2649'unun QFT+ sonuçları 	değerlendirilebilir durumdadır (861 immünkompetan kontrol ve 1788 	immünsuprese birey).</span></div></li> 	<li><div class="imTAJustify"> 	<span class="fs12lh1-5 ff1">Aktif 	tüberkülozu olmayan 1758 immünsuprese birey arasında HIV 	enfeksiyonu (PLHIV), kronik böbrek yetmezliği (KBY), romatoid 	artrit (RA), solid organ transplantasyonu (SOT) ve kök hücre 	transplantasyonu (KHT) bulunan gruplar yer almıştır.</span></div></li> 	<li><div class="imTAJustify"> 	<span class="fs12lh1-5 ff1">Aktif 	tüberkülozu olan 30 immünsuprese hasta (26 PLHIV, 2 RA, 2 KBY) ve 	306 immünkompetan tüberküloz hastası da dahil edilmiştir.</span></div></li> 	<li><div class="imTAJustify"> 	<span class="fs12lh1-5 ff1">Tüberkülozu 	olmayan bireyler en az iki yıl takip edilmiştir. Prospektif 	çalışmaya dahil edilen 476 kontrol ve 1613 immünsuprese birey 	için kümülatif izlem süresi 5737 yıl (medyan 2.6 yıl) 	olmuştur.</span></div></li> </ul> <div class="imTAJustify"><b><span class="fs12lh1-5 ff1"><br></span></b></div><div class="imTAJustify"> <b><span class="fs12lh1-5 ff1">Kesitsel Analiz: QFT+ Test Sonuçları:</span></b></div> <ul> 	<li><div class="imTAJustify"> 	<span class="fs12lh1-5 ff1">İndeterminate 	(belirsiz) sonuç oranı, </span><strong>kontrol grubunda</strong>, 	<strong>aktif tüberkülozu olmayan İmmunsupresebireylerde</strong> 	ve <strong>tüberkülozlu katılımcılarda düşük saptanmıştır. 	</strong> 	</div></li> 	<li><div class="imTAJustify"> 	<span class="fs12lh1-5 ff1">Aktif 	tüberkülozu olmayan immünsuprese bireylerin %13.6'sında QFT+ 	testi pozitiftir. Bu oran KHT alıcılarında %5.7 iken PLHIV'de 	%16.5'e kadar çıkmıştır.</span></div></li> 	<li><div class="imTAJustify"> 	<span class="fs12lh1-5 ff1">Maruziyet 	risk faktörü olan immünkompetan kontrollerin %28.4'ü, risk 	faktörü olmayanların ise %4.0'ı QFT+ pozitif çıkmıştır.</span></div></li> 	<li><div class="imTAJustify"> 	<span class="fs12lh1-5 ff1">Aktif 	tüberküloz hastalarında pozitif QFT+ oranı immünsuprse 	bireylerde %70.0, immünkompetan bireylerde ise %81.4 olarak en 	yüksek seviyede gözlenmiştir.</span></div></li> 	<li><div class="imTAJustify"> 	<span class="fs12lh1-5 ff1">TB1 	ve TB2 tüpleri arasında test sonuçları açısından anlamlı bir 	fark bulunmamıştır; ancak </span><b><span class="fs12lh1-5 ff1">immünkompetan 	tüberküloz hastalarında TB2 tüpünde daha yüksek pozitif test 	oranı saptanmıştır</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1">.</span></div></li> </ul> <div class="imTAJustify"><b><span class="fs12lh1-5 ff1"><br></span></b></div><div class="imTAJustify"> <b><span class="fs12lh1-5 ff1">QFT+ Testinin Tanısal Doğruluğu (Amaç 1):</span></b></div> <ul> 	<li><div class="imTAJustify"> 	<span class="fs12lh1-5 ff1">QFT+ 	testinin aktif tüberkülozu tespit etmedeki duyarlılığı, 30 	immünsuprese ve 306 immünokompetan tüberkülozlu katılımcı 	verileri ile hesaplanmıştır, özgüllüğü ise </span><i><span class="fs12lh1-5 ff1">M. 	tuberculosis </span></i><span class="fs12lh1-5 ff1">maruziyeti 	öyküsü olmayan kişilerde (224 düşük riskli kontrol ve 	maruziyet için bilinen risk faktörleri olmayan 1171 immünokompetan 	birey) hesaplanmıştır.</span></div></li> 	<li><div class="imTAJustify"> 	<span class="fs12lh1-5 ff1">Aktif 	tüberkülozu tespit etmede </span><b><span class="fs12lh1-5 ff1">immünkompetan 	katılımcılarda ham duyarlılık %81.4</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1">, 	</span><b><span class="fs12lh1-5 ff1">özgüllük 	ise %96.0</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1"> 	olarak hesaplanmıştır.</span></div></li> 	<li><div class="imTAJustify"> 	<span class="fs12lh1-5 ff1">İmmünsuprese 	katılımcılarda ise </span><b><span class="fs12lh1-5 ff1">ham 	duyarlılık %70.0</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1">, 	</span><b><span class="fs12lh1-5 ff1">özgüllük 	ise %91.4</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1"> 	olarak bulunmuştur.</span></div></li> 	<li><div class="imTAJustify"> 	<span class="fs12lh1-5 ff1">Ülkeler 	arası heterojenliği hesaba katan random etkili meta-analizler 	sonucunda, immünkompetan hastalarda havuzlanmış duyarlılık 	%76.8, özgüllük %95.0; immünsuprese hastalarda ise duyarlılık 	%64.9 ve özgüllük %91.2 olarak belirlenmiştir.</span></div></li> </ul> <div class="imTAJustify"><b><span class="fs12lh1-5 ff1"><br></span></b></div><div class="imTAJustify"> <b><span class="fs12lh1-5 ff1">Prospektif Çalışma: Tüberküloza İlerleme (Amaç 2):</span></b></div> <ul> 	<li><div class="imTAJustify"> 	<span class="fs12lh1-5 ff1">Takip 	süresince, aktif tüberkülozu olmayan 476 kontrol ve 1613 immün 	sistemi baskılanmış bireyden </span><b><span class="fs12lh1-5 ff1">sadece 	yedi (%0.3) katılımcıda insidan tüberküloz gelişmiştir</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1"> 	(yani 30 günden sonra ortaya çıkan TB). Bu vakaların dördü 	PLHIV, üçü immünkompetan kontroldür.</span></div></li> 	<li><div class="imTAJustify"> 	<span class="fs12lh1-5 ff1">Tüberküloza 	ilerleyen tüm bireylerin önceden </span><i><span class="fs12lh1-5 ff1">M. 	tuberculosis</span></i><span class="fs12lh1-5 ff1"> 	maruziyet risk faktörleri bulunmaktadır.</span></div></li> 	<li><div class="imTAJustify"> 	<span class="fs12lh1-5 ff1">PLHIV 	arasında ilerleyen vakaların tümü </span><b><span class="fs12lh1-5 ff1">saptanabilir 	HIV replikasyonu ya da antiretroviral tedavi almıyordu ve düşük 	CD4 T-hücre sayılarına</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1"> 	(dört hastanın üçünde &lt;200 hücre/μl, bir vakada 360 	hücre/μl) sahipti.</span></div></li> 	<li><div class="imTAJustify"> 	<span class="fs12lh1-5 ff1">İnsidan 	tüberküloz gelişen yedi vakanın altısı TPT almamıştı ve bir 	PLHIV hastasının TPT durumu bilinmiyordu.</span></div></li> 	<li><div class="imTAJustify"> 	<b><span class="fs12lh1-5 ff1">TB2 	tüpünün TB1'e kıyasla aktif tüberküloz tanısı veya 	tüberkülozun öngörüsü için herhangi bir fayda sağlamadığı</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1"> 	doğrulanmıştır.</span></div></li> </ul> <div class="imTAJustify"><b><span class="fs12lh1-5 ff1"><br></span></b></div><div class="imTAJustify"> <b><span class="fs12lh1-5 ff1">QFT+ Sonucu ve TPT Kullanımına Bağlı Tüberküloz İnsidansı:</span></b></div> <ul> 	<li><div class="imTAJustify"> 	<span class="fs12lh1-5 ff1">Tüberküloz 	önleyici tedavi (TPT) almayan bireylerde, immün yetmezlik durumuna 	bakılmaksızın, </span><b><span class="fs12lh1-5 ff1">pozitif 	QFT+ sonuçlarına sahip kişilerde tüberküloz insidansı daha 	yüksektir</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1">.</span></div></li> 	<li><div class="imTAJustify"> 	<span class="fs12lh1-5 ff1">TPT 	almayan immünkompetan kontrollerde, negatif QFT+'a kıyasla pozitif 	QFT+ durumunda tüberküloz insidansı 14.4 kat daha yüksektir (IRR 	14.4).</span></div></li> 	<li><div class="imTAJustify"> 	<span class="fs12lh1-5 ff1">TPT 	almayan immünsuprese bireylerde, indeterminate QFT+ sonuçlarına 	sahip olanlarda tüberküloz insidansı, negatif QFT+ sonuçlu 	immünkompetan kontrollere göre anlamlı derecede daha yüksek 	bulunmuştur (IRR 18.6). Pozitif QFT+ sonuçlu immünsuprese 	bireylerde ise insidans 7 kat daha yüksektir, ancak bu fark 	istatistiksel olarak anlamlı değildir (IRR 7.0).</span></div></li> 	<li><div class="imTAJustify"> 	<span class="fs12lh1-5 ff1">Çalışmada 	TPT alan </span><b><span class="fs12lh1-5 ff1">hiçbir 	bireyde aktif tüberküloz gelişmemiştir</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1"> 	(kümülatif 269 yıllık takip süresince).</span></div></li> 	<li><div class="imTAJustify"> 	<span class="fs12lh1-5 ff1">TPT 	almayan PLHIV'lerde, </span><b><span class="fs12lh1-5 ff1">pozitif 	QFT+ sonuçları ve saptanabilir HIV yükü olan bireylerde insidans 	100 kişi-yılında 4.1 vaka</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1"> 	olarak belirlenmiştir.</span></div></li> 	<li><div class="imTAJustify"> 	<span class="fs12lh1-5 ff1">TPT 	almayan PLHIV'lerde, </span><b><span class="fs12lh1-5 ff1">indeterminate 	QFT+ sonuçları ve saptanabilir HIV yükü olanlarda insidans 100 	kişi-yılında 20.0 vaka</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1"> 	ile en yüksek insidans gözlemlenmiştir. Bu oranlar, negatif QFT+ 	sonuçlu immün yeterli kontrollere kıyasla pozitif QFT+ olan 	PLHIV'lerde 44 kat, indeterminate QFT+ olan PLHIV'lerde ise 216 kat 	daha yüksektir.</span></div></li> 	<li><div class="imTAJustify"> 	<span class="fs12lh1-5 ff1">PLHIV 	arasında, </span><b><span class="fs12lh1-5 ff1">pozitif 	QFT+ olmak, </span></b><b><span class="fs12lh1-5 ff1">saptanabilir 	HIV yükü, düşük CD4 T-hücre sayısı ve yüksek tüberküloz 	insidansına sahip ülkelerden gelmek</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1">, 	kümülatif tüberküloz insidansının daha yüksek olmasıyla 	ilişkilendirilmiştir.</span></div></li> </ul> <div class="imTAJustify"><b><span class="fs12lh1-5 ff1"><br></span></b></div><div class="imTAJustify"> <b><span class="fs12lh1-5 ff1">Sonuç olarak</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1">, düşük tüberküloz insidansına sahip ülkelerde immün sistemi baskılanmış bireylerde 2 yıllık aktif tüberküloz riski düşüktür, ancak </span><b><span class="fs12lh1-5 ff1">saptanabilir HIV replikasyonu ve düşük CD4 sayılarına sahip PLHIV'lerde risk en yüksektir</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1">. QFT+ testi, bu ortamda aktif tüberküloza ilerlemeyi güçlü bir şekilde öngörememiştir ve </span><b><span class="fs12lh1-5 ff1">ek risk faktörlerinin değerlendirilmesi gerektiğini</span></b><span class="fs12lh1-5 ff1"> vurgulamaktadır.</span></div></div><div data-text-align="start"><br></div><div data-text-align="start">Kaynak: <a href="https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/pmid/40823191/" class="imCssLink">Sester M, et al. Diagnostic accuracy and predictive value of the QuantiFERON-TB gold plus assay for tuberculosis in immunocompromised individuals: a prospective TBnet study. Lancet Reg Health Eur. 2025 Aug 6;57:101416</a></div><div data-text-align="start"><br></div></div>]]></description>
			<pubDate>Fri, 12 Sep 2025 15:40:00 GMT</pubDate>
			<enclosure url="https://bursaenfeksiyon.com/blog/files/blog-tbc1_thumb.webp" length="1299684" type="image/webp" />
			<link>https://bursaenfeksiyon.com/blog/?quantiferon1</link>
			<guid isPermaLink="false">https://bursaenfeksiyon.com/blog/rss/00000001A</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Organ Nakli Hastalarında Seyahat Önerileri]]></title>
			<author><![CDATA[Doç. Dr. Merve Sefa Sayar]]></author>
			<category domain="https://bursaenfeksiyon.com/blog/index.php?category=Ay%C4%B1n_Makalesi"><![CDATA[Ayın Makalesi]]></category>
			<category>imblog</category>
			<description><![CDATA[<div id="imBlogPost_000000018"><div data-text-align="start"><span class="fs12lh1-5">"Nakil Alıcıları" terimi, genellikle</span><span class="fs12lh1-5"> </span><b><span class="fs12lh1-5">Solid Organ Nakli</span><span class="fs12lh1-5"> </span></b><span class="fs12lh1-5">(SOT) ve</span><span class="fs12lh1-5"> </span><b><span class="fs12lh1-5">Hematopoietik Hücre Nakli (</span></b><span class="fs12lh1-5">HCT) alıcılarını kapsar. Bu kişiler, artan küreselleşme, sağlık turizmi ve dünya genelinde farklı patojenlerin endemik olabileceği bölgelere yapılan seyahatler nedeniyle seyahat tıbbı ihtiyaçları değişen, büyüyen bir nüfusu oluşturmaktadır.</span></div><div data-text-align="start"><br></div><div data-text-align="start"><br></div><div data-text-align="start"><span class="fs16lh1-5 cf1">Seyahat Sıklığı ve Riskler</span></div><div data-text-align="start"><ul><li><span class="fs12lh1-5">HCT alıcıları arasında ilk 2 yıl içinde uluslararası seyahat oranı %8 - 32 arasında değişir</span></li><li><span class="fs12lh1-5">Kanada'da bir SOT kliniğinde hastaların %36'sının ABD dışına uluslararası seyahat etmiş olduğu, %66'sının seyahat öncesi tıbbi tavsiye aldığı görüldü</span></li><ul><li><span class="fs12lh1-5">Katılımcıların çoğunun önleyici tedbirlere uymadığı öğrenildi.</span></li><ul><li><span class="fs12lh1-5">Hepatit A'nın (HAV) endemik olduğu bölgeleri ziyaret edenlerin sadece %5'i aşılanmıştı.</span></li><li><span class="fs12lh1-5">%50'si dang humması ve sıtma riski taşıyan bölgelere seyahat etmişti, yalnızca %25'i sivrisineklere karşı önlem almıştı. %10'u kan veya vücut sıvılarına maruz kalmalarına neden olan davranışlarda bulunmuştu.</span></li></ul></ul></ul></div><div data-text-align="start"><br></div><div data-text-align="start"><ul><li><span class="fs12lh1-5">Bir ABD nakil merkezinde SOT hastalarının %27'si uluslararası seyahat etmesine rağmen, sadece %4'ü seyahat öncesi danışmanlık almıştı.</span></li><ul><li><span class="fs12lh1-5">Bu seyahatlerin %8'i tıbbi müdahale gerektiren hastalıklarla sonuçlanmıştı.</span><br></li></ul></ul></div><div data-text-align="start"><br></div><div data-text-align="start"><ul><li><span class="fs12lh1-5">Hollanda'da yapılan bir çalışma, böbrek nakli alıcılarının %34'ünün Batı Avrupa ve Kuzey Amerika dışına seyahat ettiğini ve bu seyahat edenlerin %29'unun hastalandığını, %25'inin ise hastaneye yatış gerektirdiğini gösterdi.</span></li></ul></div><div data-text-align="start"><br></div><div data-text-align="start"><br></div><div data-text-align="start"><span class="fs16lh1-5 cf1">Bağışıklık Sistemi Durumu (İmmünosüpresyon)</span></div><div data-text-align="start"><ul><li><span class="fs12lh1-5">Nakil alıcıları, bağışıklık sistemlerinin baskılanmış olması nedeniyle enfeksiyon riskini artırır.</span></li><li><span class="fs12lh1-5">SOT alıcıları için artan enfeksiyon riski, özellikle nakil sonrası ilk yılda görülen yüksek immünosüpresyon ile ilişkilidir.</span></li></ul></div><div data-text-align="start"><br></div><div data-text-align="start"><span class="fs14lh1-5 cf2">"Genellikle nakil sonrası ilk yılda görülen, yüksek immünosüpresyon esnasında artan enfeksiyon riski nedeniyle, hastalar bu süre zarfında aktif hastalık salgınlarının görüldüğü veya sağlık hizmetlerine sınırlı erişimin olduğu bölgeler de dahil olmak üzere yüksek riskli bölgelere seyahat etmekten kaçınmalıdır."</span></div><div data-text-align="start"><br></div><div data-text-align="start"><ul><li><b><span class="fs12lh1-5">HCT alıcıları</span></b><span class="fs12lh1-5"> </span><span class="fs12lh1-5">nakil sonrası hemen dönemde belirgin derecede immünosüprese olsalar da, 12-24 ay sonra immün fonksiyonun düzelmesi beklenir; ancak graft-versus-host hastalığı (GVHD) gelişirse ek immünosüpresif tedavi gerekebilir. Otolog HCT alıcıları, allojenik nakil geçirenlere göre daha hızlı immün yeniden yapılanma gösterir. Rituksimab ve alemtuzumab gibi nakil öncesi tedavilerin immünomodülatör etkileri de immün iyileşme süresini etkileyebilir.</span></li><ul><li><span class="fs12lh1-5">HCT sonrası, önceden var olan koruyucu aşı titresi düşer ve hücresel ve hümoral bağışıklık yeterince iyileştikten sonra birincil yeniden aşılama stratejileri gereklidir. CDC, HCT alıcılarının uluslararası seyahatlerini nakil sonrası 24 ay boyunca ertelemelerini tavsiye etmektedir, çünkü ilk seyahatlerinde enfeksiyon komplikasyonları riski yüksektir.</span></li></ul></ul></div><div data-text-align="start"><ul><li><b><span class="fs12lh1-5">Kimerik Antijen Reseptör T hücresi (CAR-T) tedavisi</span><span class="fs12lh1-5"> </span></b><span class="fs12lh1-5">alan hastalar, uzamış sitopeniler ve B-hücre aplazisi geliştirme riski altındadır, bu da aşıyla önlenebilir enfeksiyonlara karşı bağışıklıklarını ve yeni aşılara yanıt verme yeteneklerini tehlikeye atar.</span></li></ul></div><div data-text-align="start"><br></div><div data-text-align="start"><br></div><div data-text-align="start"><span class="fs16lh1-5 cf1">Seyahat Öncesi Değerlendirme</span></div><div data-text-align="start"><ul><li><span class="fs12lh1-5">Nakil alıcıları, seyahat etmeden önce tıbbi geçmişlerine ve immünosüpresif tedavilerine aşina bir seyahat tıbbı uzmanına danışmalıdır.</span></li><li><span class="fs12lh1-5">Seyahat öncesi danışmanlıklar, aşıları ve aşıyla önlenemeyen hastalıklar için risk azaltma yöntemlerini içermelidir.</span></li><li><span class="fs12lh1-5">HCT alıcılarının seyahat öncesi değerlendirmesi, HCT'den bu yana geçen süreyi, GVHD varlığını ve hastanın genel immünosüpresif durumunu dikkate almalıdır.</span></li><li><span class="fs12lh1-5">Seyahat öncesi değerlendirmede, sağlık hizmeti sağlayıcısı yaklaşan seyahatle ilgili olarak seyahat tarihleri, güzergah ve planlanan aktiviteler, özellikle bisiklet, dağcılık, dalış veya rafting gibi yüksek riskli aktiviteler dahil olmak üzere belirli bilgileri öğrenmelidir.</span></li><ul><li><span class="fs12lh1-5">İlaçlarının ve dozajlarının doğruluğunu ve primer/rapel aşılamalarının durumu değerlendirilmelidir.</span></li></ul></ul></div><div data-text-align="start"><br></div><div data-text-align="start"><br></div><div data-text-align="start"><span class="fs16lh1-5 cf1">Aşılama Yaklaşımları</span></div><div data-text-align="start"><ul><li><b><span class="fs12lh1-5">Genel İlkeler:</span><span class="fs12lh1-5"> </span></b><span class="fs12lh1-5">Bağışıklık yanıtının azalma potansiyeli nedeniyle aşılama takvimlerine uyulması, genellikle etkinliği sağlamak için aylar önceden başlanması gereklidir. Aşılamaya yanıtı belgelemek için serolojik testler önerilir. Canlı aşılar nakil sonrası genellikle önerilmez, bu nedenle nakil öncesi bu aşıların gerekliliğinin değerlendirilmesi önemlidir.</span></li><li><b><span class="fs12lh1-5">SOT Alıcıları:</span><span class="fs12lh1-5"> </span></b><span class="fs12lh1-5">Canlı aşılar kontrendikedir.</span></li><li><b><span class="fs12lh1-5">HCT Alıcıları:</span><span class="fs12lh1-5"> </span></b><span class="fs12lh1-5">Canlı atenüe aşıların en az 2 yıl geçtikten sonra, sistemik GVHD kanıtı olmaması ve tüm immünosüpresif ilaçların kesilmiş olması koşuluyla uygulanması önerilir. Çoğu inaktive aşı, kısmi adaptif immün rekonstitüsyon için 6 ay sonra yeniden başlatılabilir. HCT alıcıları, pnömokok, tetanoz, difteri, boğmaca, Hib, hepatit A (endemik bölgelerde), hepatit B, inaktive polio, inaktive influenza, meningokok, kızamık, kabakulak, kızamıkçık (MMR) ve HPV aşılarını içeren birincil nakil sonrası aşı serilerini tamamlamalıdır.</span></li><li><b><span class="fs12lh1-5">CAR-T Alıcıları:</span><span class="fs12lh1-5"> </span></b><span class="fs12lh1-5">Aşılama programları, otolog HCT kılavuzlarını yansıtmaktadır; inaktive aşılar için CAR-T sonrası 3-6 ayda, canlı aşılar için ise bağışıklık iyileşmesi gösterilmesi ve immünosüpresif tedavi alınmaması koşuluyla en az bir yıl sonra yeniden başlanır. Seyahat öngörülüyorsa, CAR-T infüzyonundan en az 2 hafta önce gerekli aşıların yapılması önerilir.</span></li></ul></div><div data-text-align="start"><br></div><div data-text-align="start"><span class="fs14lh1-5 cf2">“İdeal olarak, aşılama ve serolojik değerlendirme için seyahat değerlendirmesi seyahatten 6 hafta önce başlamalıdır. Uygulama tarihlerinin yer aldığı aşı kartı ve var ise serolojik değerlendirme sonuçlarının hastanın yanında bulundurması gerektiği ayrıntılı olarak belirtilmelidir.”</span></div><div data-text-align="start"><br></div><div data-text-align="start"><br></div><div data-text-align="start"><span class="fs16lh1-5 cf1">Özel Enfeksiyonlar ve Önlemleri</span></div><div data-text-align="start"><ul><li><b><span class="fs12lh1-5">Seyahat İshali:</span></b><span class="fs12lh1-5"> </span><span class="fs12lh1-5">Transplant alıcıları için yaşamı tehdit edici olabilir, çünkü bağırsak emilimindeki azalma ve dehidrasyon böbrek fonksiyonunu bozarak immünosüpresif ilaçların metabolizmasını etkileyebilir, özellikle takrolimus kullananlar için. Hastalar uygun yiyecek ve içecek güvenliği önlemleri konusunda eğitilmelidir (kaynamış/şişe su içmek, pastörize edilmemiş süt ürünleri, sokak yiyecekleri, çiğ yiyeceklerden kaçınmak, soyulan sebze ve meyveleri tüketmek) (buzla ve musluk suyu ile yapılan içecekleri tüketmemeli). İshal profilaksisi için antibiyotikler genellikle önerilmez. Bismut subsalisilat (BSS) kullanılabilir ancak yan etkileri ve kontrendikasyonları vardır (gut, böbrek yetmezliği, antikoagülan kullanımı vb.). Orta ila şiddetli ishal için azitromisin tercih edilen ajandır. Antimotilite ajanları önerilmez.</span></li><li><b><span class="fs12lh1-5">Meningokok:</span></b><span class="fs12lh1-5"> </span><span class="fs12lh1-5">Endemik bölgelere seyahat edenlere konjuge meningokok aşısı önerilir. SOT alıcıları iki doz almalı ve 5 yılda bir rapel yaptırmalıdır. HCT alıcıları nakil sonrası 6. ayda aşılanabilir.</span></li><li><span class="fs12lh1-5">S</span><b><span class="fs12lh1-5">arı Humma:</span></b><span class="fs12lh1-5"> </span><span class="fs12lh1-5">Canlı bir virüs aşısı olduğu için SOT alıcılarında kontrendikedir. HCT alıcıları, GVHD yoksa ve immünosüpresif ilaç almıyorlarsa, nakil sonrası 24. ayda uygulanabilir. Aşılamanın mümkün olmadığı durumlarda muafiyet mektubu genellikle kabul edilir. Aile üyeleri aşıyı olabilir.</span></li><li><b><span class="fs12lh1-5">Kuduz:</span><span class="fs12lh1-5"> </span></b><span class="fs12lh1-5">Uzun süreli seyahatler ve hayvan teması bekleyenler için maruziyet öncesi aşılama düşünülmelidir. Tüm SOT alıcıları potansiyel maruziyet durumunda maruziyet sonrası profilaksi almalıdır. HCT alıcıları için 6-12 ay (Kanada) veya 12-24 ay (ASBMT) sonra, immünkompromize kabul edilmediklerinde aşı önerilir.</span></li><li><b><span class="fs12lh1-5">Japon Ensefaliti:</span></b><span class="fs12lh1-5"> </span><span class="fs12lh1-5">Endemik bölgelerde kırsal kesimde yoğun seyahat edenler için inaktive aşı düşünülmelidir. Canlı JE aşılarından kaçınılmalıdır.</span></li><li><b><span class="fs12lh1-5">Tifo:</span><span class="fs12lh1-5"> </span></b><span class="fs12lh1-5">Enjekte edilebilir polisakkarit aşısı TyphimVi® endemik bölgelere seyahatten 2 hafta veya daha uzun süre önce uygulanmalıdır. Canlı oral tifo aşısı her iki popülasyonda da önerilmez.</span></li><li><b><span class="fs12lh1-5">Kızamık:</span><span class="fs12lh1-5"> </span></b><span class="fs12lh1-5">Canlı atenüe aşı olduğu için SOT alıcılarında kontrendikedir. HCT alıcıları için nakil sonrası 24. ayda &nbsp;(İmmünosupresan kullanmamaları, IVIG almamaları ve GVHD kanıtı olmaması koşuluyla) veya belirli kriterler karşılandığında daha erken verilebilir.</span></li><li><b><span class="fs12lh1-5">Hepatit A:</span><span class="fs12lh1-5"> </span></b><span class="fs12lh1-5">İnaktive HAV aşısı HCT sonrası 6. ayda önerilir. SOT alıcılarında aşı etkinliği optimal değildir. Seronegatif olan ve aşılama serisini tamamlamaya yeterli zamanı olmayanlar havuzlanmış immün globulin almalıdır.</span></li><li><b><span class="fs12lh1-5">Hepatit B:</span><span class="fs12lh1-5"> </span></b><span class="fs12lh1-5">Nakil öncesi aşılanmamış SOT alıcıları ve nakil sonrası yeniden aşılama serisini tamamlamamış HCT alıcıları için endikedir.</span></li><li><b><span class="fs12lh1-5">Sıtma:</span><span class="fs12lh1-5"> </span></b><span class="fs12lh1-5">Antimalaryal profilaksi seçimi, coğrafi olarak yaygın olan Plasmodium türüne ve ilaç-ilaç etkileşimlerine göre yapılmalıdır. Böcek kovucu kullanımı ve koruyucu giysiler de önemlidir. Ayrıca gün batımından gün doğumuna kadar dışarıda bulunmamalıdır. Sineklikli veya ideal olarak klimalı odalarda uyumalıdırlar.</span></li><li><b><span class="fs12lh1-5">Polio:</span></b><span class="fs12lh1-5"> </span><span class="fs12lh1-5">Hastalığın görüldüğü bölgelere seyahat eden SOT alıcıları, çocukluk çağında birincil çocuk felci aşı serilerini tamamlamış olmalı ve son aşılamalarının üzerinden 10 yıldan fazla zaman geçmişse bir hatırlatma dozu uygulanması açısından değerlendirilmeli. Ayrıca, çocuk felci vakasının görüldüğü ülkelere bir ay veya daha uzun süreli seyahat durumlarında bir hatırlatma dozu gerekebilir. Oral çocuk felci aşısı, bulaşma riski nedeniyle her iki popülasyonda da kontrendikedir.</span></li><li><b><span class="fs12lh1-5">Çevre Maruziyetleri:</span></b><span class="fs12lh1-5"> </span><span class="fs12lh1-5">Şistozomiasis endemik bölgelerinde nehirlerde, göllerde, göletlerde veya sulama alanlarında yüzmekten, banyo yapmaktan veya suda yürümekten kaçınılmalıdır. Strongiloidiasis'in yaygın olduğu bölgelerde ayakkabı giyilmesi önerilir, özellikle nemli veya çamurlu bölgelerde çıplak ayakla yürümek önerilmez.</span></li><li><b><span class="fs12lh1-5">Diğer Böcek Kaynaklı Hastalıklar:</span></b><span class="fs12lh1-5"> </span><span class="fs12lh1-5">Zika, leishmaniasis, Chagas, dang humması ve chikungunya gibi hastalıkların riskleri vardır. Dengue, nakil alıcılarında daha ciddi komplikasyonlara yol açabilir.</span></li></ul></div><div data-text-align="start"><br></div><div data-text-align="start"><span class="fs16lh1-5 cf1">Diğer Önemli Tavsiyeler</span></div><div data-text-align="start"><ul><li><span class="fs12lh1-5">Yıllık grip aşısı uygulanmalıdır.</span></li><li><span class="fs12lh1-5">RSV aşısı hastanın yaş, nakil ve immünsüpresyon durumuna göre değerlendirilmelidir.</span></li><li><span class="fs12lh1-5">Mağaracılık ve kazı gibi aktivitelerden kaçınmalı ve böyle ortamlarda bulunma zorunluluğu olduğunda maske takmalıdır.</span></li><li><span class="fs12lh1-5">Seyahat eden hastalar, rutin el hijyeni uygulamalarını sürdürmeli ve el dezenfektanı taşımalıdır.</span></li><li><span class="fs12lh1-5">Uygun gıda ve su hijyeni sağlamalıdır.</span></li><li><span class="fs12lh1-5">Korunmasız cinsel ilişkiden ve özellikle kozmetik ve dövme işlemleri sırasında steril olmayan iğneler kullanmaktan kaçınmalılardır.</span></li><li><span class="fs12lh1-5">Hasta kişilerle temastan kaçınılmalı, kaçınılmazsa cerrahi maske kullanılmalıdır.</span></li><li><span class="fs12lh1-5">Hastalar, tıbbi geçmişlerinin ve güncel ilaçlarının bir özetini yanlarında bulundurmalı, ilaçları orijinal ambalajlarında taşımalı ve beklenmedik seyahat uzamaları için ek ilaç stoğu bulundurmalıdır.</span></li><li><span class="fs12lh1-5">Seyahat ettikleri yerler için sağlık sigortası kapsamına sahip olmaları tavsiye edilir.</span></li><li><span class="fs12lh1-5">Hastalar, hastalanmaları durumunda atacakları adımlar hakkında bilgilendirilmeli ve seyahat ettikleri yerdeki sağlık tesisleri hakkında bilgi sahibi olmalıdır.</span></li><li><span class="fs12lh1-5">Tıbbi ve nakil turizmi, düzensiz prosedürler ve yetersiz serolojik testler nedeniyle HIV, hepatit, sıtma ve diğer enfeksiyonlar için daha yüksek risk oluşturabilir.</span></li></ul></div><div data-text-align="start"><br></div><div data-text-align="start"><span class="fs12lh1-5">Sonuç olarak, nakil alıcıları için seyahat önemli zorluklar içerir ve ilişkili riskleri azaltmak için kapsamlı seyahat öncesi hazırlık ve belirli patojenler ile gerekli önleme stratejileri hakkında farkındalık gerektirir. Nakil programları, alıcıların daha güvenli yolculuklar yapmalarını ve immünkompromize durumlarıyla ilgili komplikasyonları en aza indirmelerini sağlamak için seyahat öncesi sağlık hizmetlerine erişimi artıracak süreçler uygulamalıdır.</span></div><div data-text-align="start"><br></div><div data-text-align="start">Kaynak: <span class="fs12lh1-5"><a href="https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC12075967/" class="imCssLink">Wilson Dib R, et al. Prevention of travel-related infections in SOT and HCT recipients. Ther Adv Infect Dis. 2025 May 12;12:20499361251338571</a>.</span></div><div data-text-align="start"><br></div></div>]]></description>
			<pubDate>Fri, 15 Aug 2025 15:40:00 GMT</pubDate>
			<enclosure url="https://bursaenfeksiyon.com/blog/files/transplant88_thumb.webp" length="196984" type="image/webp" />
			<link>https://bursaenfeksiyon.com/blog/?organ-nakli-hastalarinda-seyahat-onerileri</link>
			<guid isPermaLink="false">https://bursaenfeksiyon.com/blog/rss/000000018</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kırım Kongo Kanamalı Ateşi]]></title>
			<author><![CDATA[Doç. Dr. Merve Sefa Sayar]]></author>
			<category domain="https://bursaenfeksiyon.com/blog/index.php?category=Yaz_Mevsiminde_Bizi_Bekleyenler"><![CDATA[Yaz Mevsiminde Bizi Bekleyenler]]></category>
			<category>imblog</category>
			<description><![CDATA[<div id="imBlogPost_00000000F"><div><span class="fs12lh1-5"><b>Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA): Güncel Durum ve Korunma Önlemleri</b></span></div><div>Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA), Bunyaviridae ailesine bağlı Nairovirus grubundan tek sarmallı RNA virüsü olan Crimean-Congo Hemorrhagic Fever Virus (CCHFV) tarafından oluşturulan ciddi bir zoonotik enfeksiyon hastalığıdır. Hastalık, genellikle Hyalomma cinsi keneler aracılığıyla insanlara bulaşır ve ateş, halsizlik, iştahsızlık, kas ağrısı, baş ağrısı, bulantı, kusma, ishal gibi belirtilerle başlar; ağır vakalarda kanamalar ve ölümle sonuçlanabilir. KKKA, geniş bir coğrafi alanda, özellikle Afrika, Asya, Orta Doğu ve Güneydoğu Avrupa’da endemik olup, Türkiye’de 2002 yılından itibaren dikkat çekmektedir. Bu metin, 2025 itibarıyla Türkiye ve dünyadaki KKKA’nın güncel durumunu ve korunma önlemlerini özetlemektedir.</div><div><br></div><div><span class="fs12lh1-5"><b>Türkiye’de KKKA’nın Güncel Durumu</b></span></div><div>Türkiye’de KKKA, ilk olarak 2002 yılında Tokat ve çevresinde tespit edilmiş, 2003 yılında kesin tanısı konmuştur. Hastalık, özellikle Hyalomma marginatum kene türünün aktif olduğu bahar ve yaz aylarında (Nisan-Eylül) artış gösterir. Vaka sayıları, İç Anadolu’nun kuzeyi, Orta Karadeniz ve Doğu Anadolu’nun kuzeyinde yoğunlaşmaktadır. 2002’den bu yana Türkiye’de yaklaşık 10.000 vaka rapor edilmiş, mortalite oranı %4-5 civarında seyretmiştir. En yüksek vaka sayısı 2009 yılında 1.318 olarak kaydedilmiş, 2017’de ise 343 vaka bildirilmiştir. 2025 yılına dair kesin vaka sayıları henüz tam olarak raporlanmamış olsa da, bahar aylarında başlayan vaka artışları devam etmektedir. Örneğin, 2025 Haziran’ında Sivas’ta KKKA kaynaklı ölümler raporlanmış, Kayseri’de ise bir vaka ölümle sonuçlanmıştır.</div><div><br></div><div>Türkiye’de hastalığın kontrolü için Sağlık Bakanlığı tarafından kapsamlı bir program yürütülmektedir. Bu program, halkı bilgilendirme, farkındalık oluşturma ve kene mücadelesini içerir. Ancak, kene popülasyonunun kontrolü zor olduğundan ve başıboş köpekler gibi hayvanlar kene taşıyıcısı olabildiğinden, bireysel korunma önlemleri kritik önemdedir. Bakanlık, kene ısırıklarına karşı dikkatli olunmasını ve riskli bölgelerde koruyucu giysiler kullanılmasını vurgulamaktadır. Aşı geliştirme çalışmaları devam etse de, 2025 itibarıyla onaylanmış bir aşı veya spesifik antiviral tedavi bulunmamaktadır.</div><div><br></div><div><span class="fs12lh1-5"><b>Dünyada KKKA’nın Güncel Durumu</b></span></div><div>KKKA, Afrika, Orta Doğu, Asya ve Güneydoğu Avrupa’da 30’dan fazla ülkede endemiktir. Hastalığın coğrafi dağılımı, Hyalomma kenelerinin yaşadığı alanlarla uyumludur ve iklim değişikliği, kene habitatlarının genişlemesine neden olarak yeni bölgelerde vaka artışlarına yol açmaktadır. Örneğin, 2016 ve 2018 yıllarında İspanya’da yerli vakalar rapor edilmiş, bu da hastalığın Avrupa’da yayılma potansiyelini göstermiştir. 2025 itibarıyla, Türkiye, İran, Pakistan, Afganistan ve Rusya gibi ülkeler yüksek vaka sayıları bildiren başlıca bölgelerdir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), KKKA’nın kasa fatality oranını %10-40 olarak belirtmekte ve hastalığın hastane kaynaklı bulaş riski nedeniyle ciddi bir halk sağlığı tehdidi oluşturduğunu vurgulamaktadır.</div><div>Son yıllarda, özellikle Müslüman ülkelerde Kurban Bayramı (Eid-al-Adha) sırasında hayvan kesim pratikleriyle ilişkili vaka artışları dikkat çekmektedir. Bayramın yaz aylarına kayması, kene aktivitesinin yoğun olduğu döneme denk geldiğinden vaka sayılarında artış beklenmektedir. WHO, bu dönemde hayvan hareketlerinin kontrol edilmesi ve kişisel koruyucu ekipman (PPE) kullanımının önemini vurgulamaktadır. Ayrıca, iklim değişikliği ve avlanma nedeniyle doğal kene avcıları (örneğin keklik) azalması, kene popülasyonunun artmasına katkıda bulunmaktadır.</div><div><br></div><div><span class="fs12lh1-5"><b>Korunma Önlemleri</b></span></div><div>KKKA’dan korunmak için bireysel ve toplumsal düzeyde alınabilecek önlemler şunlardır:</div><div><br></div><div><span class="fs12lh1-5"><b>Kişisel Korunma:</b></span></div><div><ul><li>Riskli alanlara (tarla, orman, piknik alanları) giderken vücudu örten, açık renkli giysiler giyilmeli; pantolon paçaları çorap içine sokulmalıdır.</li><li>Dönüşte vücut (özellikle kulak arkası, koltuk altı, kasıklar, diz arkası) kene açısından kontrol edilmelidir.</li><li>Kene tutunmuşsa, çıplak elle dokunulmadan, eldiven veya bez kullanılarak en kısa sürede çıkarılmalı; çıkarılamazsa sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.</li><li>Kene üzerine kolonya, gaz yağı gibi maddeler dökülmemeli, çünkü bu, kenenin virüsü bulaştırma riskini artırabilir.</li></ul></div><div><br></div><div><span class="fs12lh1-5"><b>Hayvanlarla Temas:</b></span></div><div><ul><li>Hayvanların kan, doku veya vücut sıvılarına çıplak elle temas edilmemelidir. Kesim veya hayvan bakımı sırasında eldiven, maske ve önlük gibi koruyucu ekipman kullanılmalıdır.</li><li>Hayvan hareketleri, özellikle Kurban Bayramı gibi dönemlerde, resmi düzenlemelerle kontrol edilmelidir.</li></ul></div><div><br></div><div><span class="fs12lh1-5"><b>Sağlık İzlemi:</b></span></div><div><ul><li>Kene teması sonrası 10 gün boyunca ateş, halsizlik, kas ağrısı gibi belirtiler izlenmeli; bu belirtiler ortaya çıkarsa hemen sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.</li><li>Hasta kişilerle temas edenler, eldiven, maske gibi koruyucu önlemler almalıdır, çünkü virüs kan ve vücut sıvılarıyla bulaşabilir.</li></ul></div><div><br></div><div><span class="fs12lh1-5"><b>Toplumsal ve Çevresel Önlemler:</b></span></div><div><ul><li>Kene popülasyonunu kontrol için çiftliklerde akarisit (kene öldürücü) kullanımı ve hayvanların kesim öncesi 14 günlük karantina uygulanması önerilir.</li><li>Doğal kene avcılarının (örneğin keklik) korunması için avlanma düzenlenmeli, başıboş köpekler gibi kene taşıyıcılarının kontrolü sağlanmalıdır.</li><li>Sağlık Bakanlığı ve WHO’nun önerdiği gibi, halk eğitimi ve farkındalık kampanyaları sürdürülmelidir.</li></ul></div><div><br></div><div><span class="fs12lh1-5"><b>Sonuç</b></span></div><div>KKKA, Türkiye ve dünyada ciddi bir halk sağlığı sorunu olmaya devam etmektedir. Türkiye’de bahar ve yaz aylarında vaka artışı görülürken, dünyada iklim değişikliği ve hayvan hareketleri hastalığın yayılımını artırmaktadır. Hastalığın kesin tedavisi veya aşısı bulunmadığından, korunma önlemleri büyük önem taşımaktadır. Sağlık Bakanlığı’nın sürdürdüğü eğitim ve kontrol programları, bireylerin riskli alanlarda dikkatli olması ve koruyucu ekipman kullanımı, hastalığın yayılımını azaltmada kritik rol oynar. Web sitenizde bu bilgileri halkın anlayabileceği sade bir dille sunarak farkındalığı artırabilir, özellikle riskli bölgelerde yaşayanların önlem almasını teşvik edebilirsiniz.</div></div>]]></description>
			<pubDate>Thu, 17 Jul 2025 21:42:00 GMT</pubDate>
			<enclosure url="https://bursaenfeksiyon.com/blog/files/kkka-res1_thumb.webp" length="227227" type="image/webp" />
			<enclosure url="https://bursaenfeksiyon.com/blog/files/kkka1v.mp4" length="7331442" type="video/mp4" />
			<link>https://bursaenfeksiyon.com/blog/?kkka</link>
			<guid isPermaLink="false">https://bursaenfeksiyon.com/blog/rss/00000000F</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Batı Nil Ateşi]]></title>
			<author><![CDATA[Doç. Dr. Merve Sefa Sayar]]></author>
			<category domain="https://bursaenfeksiyon.com/blog/index.php?category=Yaz_Mevsiminde_Bizi_Bekleyenler"><![CDATA[Yaz Mevsiminde Bizi Bekleyenler]]></category>
			<category>imblog</category>
			<description><![CDATA[<div id="imBlogPost_000000011"><div><span class="fs12lh1-5"><b>Batı Nil Virüsü Enfeksiyonu: Türkiye’de Güncel Durum ve Kuş Göç Yollarının Etkisi</b></span></div><div><span class="fs12lh1-5"><b><br></b></span></div><div><span class="fs12lh1-5"><b>Giriş</b></span></div><div>Batı Nil Virüsü (BNV) enfeksiyonu, sivrisinekler aracılığıyla bulaşan viral bir hastalıktır ve zoonotik bir enfeksiyon olarak sınıflandırılır, yani hayvanlardan insanlara bulaşır. İlk olarak 1937 yılında Uganda’nın Batı Nil bölgesinde tanımlanan bu virüs, günümüzde Afrika, Avrupa, Orta Doğu, Kuzey Amerika ve Batı Asya gibi geniş bir coğrafyada görülmektedir. Türkiye’de ise 2010 yılından itibaren vaka bildirimleri yapılmaktadır. Ülkemizin, Afrika ve Avrupa arasında önemli bir kuş göç rotası üzerinde yer alması, hastalığın bulaşma riskini artıran temel faktörlerden biridir. </div><div><br></div><div><span class="fs12lh1-5"><b>Batı Nil Virüsü Nedir?</b></span></div><div>Batı Nil Virüsü, Flaviviridae ailesine ait Flavivirus cinsinden bir RNA virüsüdür. Doğada, özellikle yabani kuşlar ve sivrisinekler arasında bir bulaşma döngüsü içinde varlığını sürdürür. Kuşlar, virüsün ana konakçısıdır ve virüs, özellikle Culex cinsi sivrisinekler aracılığıyla insanlara ve diğer memelilere (örneğin atlara) bulaşır. İnsanlar ve atlar, virüsün “ölü uç konak” olarak adlandırılan son konaklarıdır; yani virüs bu canlılarda çoğalsa da, insanlardan veya atlardan başka sivrisineklere bulaşmaz. Bu nedenle, insandan insana doğrudan bulaşma söz konusu değildir, ancak nadir durumlarda kan nakli, organ nakli, anne sütü veya hamilelik sırasında anneden bebeğe bulaşma görülebilir.</div><div><br></div><div><span class="fs12lh1-5"><b>Bulaşma Yolları ve Kuş Göç Yollarının Rolü</b></span></div><div>Batı Nil Virüsü’nün temel bulaşma yolu, enfekte sivrisineklerin insanları ısırmasıdır. Sivrisinekler, virüsü genellikle enfekte olmuş kuşlardan alır. Kargalar, güvercinler ve alakargalar gibi kuş türleri, virüsün rezervuarı olarak önemli bir rol oynar. Virüs, kuşların kanında yüksek düzeyde bulunabilir ve sivrisinekler bu kuşları ısırdığında virüsü alır, ardından insanları veya diğer memelileri ısırarak bulaştırır.</div><div><br></div><div>Türkiye, coğrafi konumu itibarıyla Afrika, Avrupa ve Asya arasında önemli bir kuş göç rotası üzerinde yer alır. Özellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında, milyonlarca göçmen kuş, üreme ve kışlama alanları arasında hareket eder. Leylekler, yırtıcı kuşlar, kırlangıçlar ve diğer türler, Hatay’dan İstanbul Boğazı’na kadar uzanan rotaları kullanır. Bu göç yolları, virüsü taşıyan kuşların Türkiye’ye gelmesine ve sivrisinekler aracılığıyla virüsün yayılmasına olanak tanır. Örneğin, Hatay’daki Amanos Dağları ve İstanbul Boğazı, göçmen kuşlar için önemli geçiş noktalarıdır ve bu bölgelerde sivrisinek popülasyonunun yoğun olduğu sulak alanlar, virüsün bulaşma riskini artırır.</div><div><br></div><div>Küresel iklim değişikliği, bu riski daha da artırmaktadır. Sıcak hava dalgaları, uzayan yaz mevsimleri ve sel gibi aşırı hava olayları, sivrisineklerin üreme alanlarını (durgun su birikintileri, bataklıklar, nehir kenarları) genişletmekte ve sivrisinek popülasyonunu artırmaktadır. Bu durum, Batı Nil Virüsü’nün Türkiye’de ve Avrupa’da daha sık görülmesine neden olmaktadır.</div><div><br></div><div><span class="fs12lh1-5"><b>Türkiye’de Batı Nil Virüsü: Güncel Durum</b></span></div><div>Türkiye’de Batı Nil Virüsü enfeksiyonu ilk olarak 2010 yılında tespit edilmiş ve o yıl yaklaşık 40 vaka bildirilmiş ve bu sayı, o dönem için yüksek kabul edilmiştir. 2019 yılında İstanbul’da bir salgın yaşanmış ve yaklaşık 20 kişi hastalık nedeniyle hastaneye yatmıştır. 2024 yılında ise Sağlık Bakanlığı, 22 Ağustos tarihinde yaptığı açıklamada, yıl içinde 6 kişide Batı Nil Virüsü enfeksiyonu tespit edildiğini belirtmiştir. Ancak, uzmanlar vaka sayısının resmi açıklamalardan daha yüksek olabileceğini öne sürmektedir.</div><div><br></div><div>2024 yılında Türkiye’de bildirilen vakaların hangi illerde olduğu resmi olarak açıklanmamıştır, ancak İstanbul ve Bursa gibi şehirlerde vakaların görüldüğüne dair uzman beyanları bulunmaktadır. Hastalığın genellikle yaz aylarında (Haziran-Eylül) ve sonbaharın erken dönemlerinde (Ekim) görülmesi, sivrisineklerin aktif olduğu dönemlerle ilişkilidir. Ancak, iklim değişikliği nedeniyle bu mevsimsel döngü değişebilir ve vakalar daha uzun bir döneme yayılabilir.</div><div><br></div><div>Avrupa Hastalıkları Önleme ve Kontrol Merkezi (ECDC) verilerine göre, 2024 yılında Avrupa’da 9 ülkede (Avusturya, Hırvatistan, Fransa, Yunanistan, Macaristan, İtalya, Romanya, Sırbistan ve İspanya) Batı Nil Virüsü vakaları bildirilmiştir. Avrupa genelinde 69 vaka ve 8 ölüm kaydedilmiştir. Türkiye’nin, kuş göç yolları üzerindeki konumu nedeniyle, Avrupa’daki bu artıştan etkilenme riski yüksektir.</div><div><br></div><div><span class="fs12lh1-5"><b>Belirtiler</b></span></div><div>Batı Nil Virüsü ile enfekte olan kişilerin yaklaşık %80’inde herhangi bir belirti görülmez. Geri kalan %20’lik grupta ise genellikle hafif, grip benzeri semptomlar ortaya çıkar. Bu semptomlar şunlardır:</div><div><ul><li>Ateş</li><li>Baş ağrısı</li><li>Kas ve eklem ağrıları</li><li>Yorgunluk</li><li>Bulantı ve kusma</li><li>Ciltte döküntü</li><li>Lenf bezlerinde şişlik</li></ul></div><div><br></div><div>Vakaların yaklaşık %1’inde ise ciddi nörolojik komplikasyonlar gelişebilir. Bunlar arasında menenjit (beyin zarı iltihabı), ensefalit (beyin iltihabı) veya çocuk felci benzeri bir sendrom yer alır. Bu durum, “Batı Nil nöroinvaziv hastalığı” olarak adlandırılır ve özellikle 60 yaş üstü bireylerde, bağışıklık sistemi zayıf olanlarda ve kronik hastalıkları (diyabet, kanser, böbrek yetmezliği) olanlarda daha sık görülür. Nöroinvaziv hastalığın yaklaşık %10’u ölümle sonuçlanabilir.</div><div><br></div><div><span class="fs12lh1-5"><b>Tanı ve Tedavi</b></span></div><div>Batı Nil Virüsü enfeksiyonunun kesin tanısı, laboratuvar testleri (kan veya beyin-omurilik sıvısında virüse özgü antikorların veya viral RNA’nın tespiti) ile konur. Hastalığın spesifik bir antiviral tedavisi veya aşısı bulunmamaktadır. Hafif vakalar genellikle kendi kendine iyileşir. Ciddi vakalarda ise hastalar hastaneye yatırılarak destek tedavisi alır. Bu tedaviler, solunum desteği, sıvı tedavisi ve sekonder enfeksiyonların önlenmesi gibi yöntemleri içerir.</div><div><br></div><div><span class="fs12lh1-5"><b>Korunma Yöntemleri</b></span></div><div>Batı Nil Virüsü’nden korunmanın en etkili yolu, sivrisinek ısırıklarından korunmaktır. Türkiye’de, özellikle kuş göç yolları üzerindeki sulak alanlarda ve yaz aylarında alınması gereken önlemler şunlardır:</div><div><ul><li><span class="fs12lh1-5"><b>Sivrisinek Kovucular: </b></span>Sağlık Bakanlığı tarafından onaylı, DEET, picaridin veya IR3535 içeren kovucular kullanılmalıdır.</li><li><span class="fs12lh1-5"><b>Koruyucu Kıyafetler:</b></span> Uzun kollu gömlekler, pantolonlar ve çoraplar giyilerek vücudun açıkta kalan kısımları azaltılmalıdır.</li><li><span class="fs12lh1-5"><b>Sineklik ve Klima Kullanımı: </b></span>Pencerelere sineklik takılmalı, mümkünse klima kullanılan kapalı alanlarda kalınmalıdır.</li><li><span class="fs12lh1-5"><b>Sivrisinek Üreme Alanlarının Azaltılması: </b></span>Durgun su birikintileri (kovalar, lastikler, saksılar, oluklar) boşaltılmalı ve sulak alanlar düzenli olarak temizlenmelidir.</li><li><span class="fs12lh1-5"><b>Zamanlama:</b></span> Sivrisineklerin en aktif olduğu akşam ve gece saatlerinde dışarıda bulunmaktan kaçınılmalıdır.</li><li><span class="fs12lh1-5"><b>Toplumsal Önlemler: </b></span>Belediyeler tarafından sivrisinek kontrol programları (ilaçlama, drenaj çalışmaları) uygulanmalıdır.</li></ul></div><div><br></div><div><span class="fs12lh1-5"><b>Kuş Göç Yollarının Türkiye’deki Etkisi</b></span></div><div>Türkiye, göçmen kuşlar için stratejik bir konuma sahiptir. Her yıl yaklaşık 5 milyar kuş, Avrupa ve Afrika arasında göç eder ve Türkiye, bu kuşların geçiş noktasıdır. İstanbul Boğazı, Çanakkale Boğazı, Hatay’daki Belen Geçidi ve Doğu Karadeniz Dağları, göçmen kuşların yoğun olarak kullandığı alanlardır. Leylekler, yırtıcı kuşlar (şahin, kartal, atmaca), turnalar ve su kuşları, bu rotaları kullanarak virüsü taşıyabilir. Özellikle sulak alanlar (Kızılırmak Deltası, Gediz Deltası, Büyükçekmece Havzası), kuşların dinlenme ve beslenme alanları olduğu için sivrisineklerle etkileşim riskini artırır.</div><div><br></div><div>Kuş göçlerinin yoğun olduğu dönemler (ilkbahar ve sonbahar), Batı Nil Virüsü vakalarının artma eğiliminde olduğu mevsimlerle örtüşmektedir. Bu nedenle, göç yolları üzerindeki bölgelerde yaşayanlar veya bu bölgelere seyahat edenler, sivrisineklerden korunma önlemlerine özellikle dikkat etmelidir.</div><div><br></div><div><span class="fs12lh1-5"><b>Sonuç</b></span></div><div>Batı Nil Virüsü enfeksiyonu, Türkiye’de 2010 yılından beri görülen ve kuş göç yolları nedeniyle riski artan bir halk sağlığı sorunudur. 2024 yılında 6 resmi vaka bildirilmiş olsa da, uzmanlar vaka sayısının daha yüksek olabileceğini belirtmektedir. Hastalığın genellikle hafif seyretmesine rağmen, ciddi nörolojik komplikasyonlara yol açma potansiyeli, özellikle risk grupları için dikkat gerektirir. Kuş göç yollarının Türkiye’deki stratejik konumu, sivrisinek popülasyonu ve iklim değişikliği, hastalığın yayılma riskini artıran temel faktörlerdir. Bu nedenle, bireysel ve toplumsal korunma önlemleri büyük önem taşımaktadır. Sağlık Bakanlığı ve yerel yönetimler, sivrisinek kontrol programlarını güçlendirmeli, halk ise sivrisinek ısırıklarından korunma konusunda bilinçli olmalıdır.</div><div class="imTARight">REV250524</div></div>]]></description>
			<pubDate>Thu, 12 Jun 2025 21:42:00 GMT</pubDate>
			<enclosure url="https://bursaenfeksiyon.com/blog/files/wnv1_thumb.webp" length="258976" type="image/webp" />
			<enclosure url="https://bursaenfeksiyon.com/blog/files/wnv2.mp4" length="1696785" type="video/mp4" />
			<link>https://bursaenfeksiyon.com/blog/?bati-nil-atesi</link>
			<guid isPermaLink="false">https://bursaenfeksiyon.com/blog/rss/000000011</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Lyme Hastalığı]]></title>
			<author><![CDATA[Doç. Dr. Merve Sefa Sayar]]></author>
			<category domain="https://bursaenfeksiyon.com/blog/index.php?category=Yaz_Mevsiminde_Bizi_Bekleyenler"><![CDATA[Yaz Mevsiminde Bizi Bekleyenler]]></category>
			<category>imblog</category>
			<description><![CDATA[<div id="imBlogPost_00000000C"><div><span class="fs12lh1-5"><b>Yaz Mevsiminde Bizi Bekleyenler: Lyme Hastalığı Hakkında Bilinmesi Gerekenle</b></span>r</div><div>Yaz mevsimi, doğayla iç içe geçirilen zamanların artmasıyla hem keyifli hem de bazı sağlık risklerini beraberinde getiren bir dönemdir. Bu risklerden biri, kene ısırması yoluyla bulaşan Lyme hastalığıdır. “Büyük taklitçi” olarak da bilinen bu hastalık, dünyada ve Türkiye’de giderek daha fazla dikkat çekmektedir. Bu yazıda, Lyme hastalığının ülkemizdeki ve dünyadaki durumu, klinik belirtileri ve korunma yolları hakkında halk düzeyinde bilgiler sunacağız.</div><div><br></div><div><span class="fs12lh1-5"><b>Lyme Hastalığı Nedir?</b></span><div>Lyme hastalığı, Borrelia burgdorferi bakterisinin neden olduğu bir enfeksiyondur ve genellikle Ixodes cinsi keneler (özellikle geyik keneleri) tarafından bulaştırılır. Kene, bakteriyi taşımak için genellikle fare gibi küçük memelilerle beslenir ve insana ısırma yoluyla hastalığı aktarır. Hastalığın bulaşması için kenenin genellikle 24-48 saat vücuda tutunmuş olması gerekir. Lyme hastalığı, erken teşhis ve tedavi edilmezse eklemlere, kalbe ve sinir sistemine yayılabilir, ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.</div><div><br></div></div><div><span class="fs12lh1-5"><b>Dünyada Lyme Hastalığının Durumu</b></span><div>Lyme hastalığı, özellikle kuzey yarımkürede yaygın bir zoonotik hastalıktır. Amerika Birleşik Devletleri, hastalığın en sık görüldüğü ülkedir; her yıl yaklaşık 300.000-437.000 yeni vaka bildirilmektedir. Avrupa’da da sıkça rastlanan hastalık, özellikle İskandinav ülkeleri, Almanya ve Avusturya gibi bölgelerde yaygındır. Asya’da ise Borrelia afzelii ve Borrelia garinii türleri daha sık görülür.</div><div><br></div></div><div>Dünya genelinde hastalığın artış göstermesinin nedenleri arasında iklim değişikliği, ormanlık alanların genişlemesi ve kenelerin yaşam alanlarının şehir parklarına kadar yayılması yer alıyor. Ayrıca, hastalığın belirtilerinin başka rahatsızlıklarla (MS, fibromiyalji, kronik yorgunluk sendromu gibi) karışması, teşhisi zorlaştırıyor ve gerçek vaka sayısının bildirilenden daha yüksek olabileceği düşünülüyor. Son yıllarda, insan terinde bulunan SCGB1D2 proteininin Lyme bakterisini engelleyebileceği yönünde umut verici çalışmalar yapılmış, bu da gelecekte aşı veya koruyucu kremler geliştirilebileceği sinyalini veriyor.<div><br></div><div><span class="fs12lh1-5"><b>Türkiye’de Lyme Hastalığının Durumu</b></span><div>Türkiye’de Lyme hastalığı, Ixodes ricinus türü kenelerin bulunduğu bölgelerde, özellikle Karadeniz, Marmara ve Trakya bölgelerinde görülmektedir. Nemli, bitki örtüsü yoğun alanlar ve küçük memelilerin sıkça bulunduğu doğal ortamlar, kenelerin yaşaması için uygun koşulları sağlar. Ülkemizde hastalığın gerçek yaygınlığı tam olarak bilinmemekle birlikte, seroepidemiyolojik çalışmalarda %2-44 arasında seropozitiflik tespit edilmiştir. Ancak, mevcut veriler Lyme hastalığının Türkiye’de ciddi bir halk sağlığı sorunu oluşturmadığını göstermektedir.</div><div><br></div></div></div><div>Türkiye’de kene ısırması sonrası genellikle Kırım Kongo Kanamalı Ateşi korkusuyla sağlık kuruluşlarına başvuruluyor, ancak Lyme hastalığına yönelik farkındalık henüz sınırlı. İlk vaka 1990 yılında bildirilmiş, 2010 yılında ise kültürle doğrulanmış üç vaka rapor edilmiştir. Son yıllarda vaka bildirimleri artsa da, tanı koyma ve tedavi süreçlerinde eksiklikler olduğu belirtiliyor. Bazı uzmanlar, Türkiye’de 7-10 milyon Lyme hastası olabileceğini iddia etse de bu rakamlar tartışmalıdır ve bilimsel verilerle desteklenmemiştir.<div><br></div></div><div><span class="fs12lh1-5"><b>Klinik Belirtiler</b></span><div>Lyme hastalığı, üç evrede ortaya çıkabilir ve her evrede farklı belirtiler görülür:</div><div><br></div><div><span class="fs12lh1-5"><b>Erken Lokalize Evre (1-4 Hafta): </b></span>Kene ısırmasından 3-30 gün sonra, ısırık bölgesinde eritema migrans adı verilen, halka şeklinde kırmızı bir döküntü oluşur. Bu döküntü hastaların yaklaşık %50’sinde görülür. Ateş, halsizlik, baş ağrısı, kas ve eklem ağrıları gibi grip benzeri belirtiler eşlik edebilir. Bu evrede erken tedavi, tam iyileşme sağlar.</div><div><br></div></div><div><span class="fs12lh1-5"><b>Erken Yayılım Evresi (Haftalar-aylar): </b></span>Bakteri vücuda yayıldığında, yüz felci, kalp ritim bozuklukları, eklem ağrıları, baş dönmesi, nöralji ve el-ayaklarda uyuşma gibi belirtiler ortaya çıkabilir.<div><br></div><div><span class="fs12lh1-5"><b>Geç Evre (Aylar-yıllar): </b></span>Tedavi edilmezse, kronik eklem iltihabı (Lyme artriti), beyin ve omurilik iltihabı, hafıza sorunları, uyku bozuklukları ve psikiyatrik problemler görülebilir. Bu evrede tedavi daha karmaşık hale gelebilir ve bazı hastalarda “kalıcı Lyme hastalığı sendromu” adı verilen uzun süreli belirtiler devam edebilir.<div><br></div><div>Lyme hastalığının “büyük taklitçi” olarak anılmasının nedeni, belirtilerinin MS, ALS, Alzheimer, romatoid artrit gibi birçok hastalığı taklit etmesidir. Bu nedenle, doğru tanı için kene maruziyeti öyküsü ve kan testleri kritik önem taşır.<div><br></div></div><div><span class="fs12lh1-5"><b>Korunma Yöntemleri</b></span><div>Lyme hastalığından korunmanın en etkili yolu, kene temasını önlemektir. İşte halk düzeyinde uygulanabilecek pratik öneriler:</div><div><ul><li>Doğru Giyim: Ormanlık alanlarda, uzun kollu kıyafetler, pantolon ve çorap giyin. Açık renkli kıyafetler, keneleri fark etmeyi kolaylaştırır. Şapka kullanarak kafa derisini koruyun.</li><li>Kene Kovucular: DEET içeren kene kovucu spreyler, açıkta kalan cilt bölgelerine uygulanabilir.</li><li>Doğada Dikkat: Yürüyüş yollarında kalın, uzun otlardan ve yaprak yığınlarından uzak durun. Piknik veya kamp sonrası vücudunuzu kontrol edin.</li><li>Kene Çıkarma: Kene fark ederseniz, panik yapmadan ince uçlu bir cımbızla kenenin baş kısmından tutarak yavaşça çekin. Ardından bölgeyi sabun ve suyla temizleyin. Keneyi ezmekten veya yakmaktan kaçının.</li><li>Evcil Hayvanlar: Köpek ve kedilerinizi düzenli olarak kene kontrolünden geçirin, çünkü keneler evcil hayvanlar yoluyla eve taşınabilir.</li><li>Erken Başvuru: Kene ısırmasından sonra 1-2 hafta içinde kızarıklık, ateş veya halsizlik gibi belirtiler ortaya çıkarsa, bir sağlık kuruluşuna başvurun. Lyme hastalığı bildirimi yapılan bölgelerde, kene tutunması sonrası 3 günlük koruyucu antibiyotik tedavisi etkili olabilir.</li></ul></div><div><div><br></div></div></div><div><span class="fs12lh1-5"><b>Tedavi</b></span><div>Lyme hastalığı, erken evrede teşhis edildiğinde doksisiklin gibi antibiyotiklerle 10-14 gün içinde tamamen tedavi edilebilir. İleri evrelerde daha uzun süreli ve farklı antibiyotik tedavileri gerekebilir. Ancak, bazı hastalarda tedavi sonrası halsizlik ve eklem ağrıları gibi belirtiler devam edebilir; bu durumun yönetimi için uzman bir hekime başvurulmalıdır.</div><div><br></div></div><div><span class="fs12lh1-5"><b>Sonuç</b></span><div>Lyme hastalığı, yaz aylarında doğada vakit geçiren herkes için bir risk oluşturuyor. Türkiye’de farkındalık henüz düşük olsa da, Karadeniz, Marmara ve Trakya gibi bölgelerde yaşayanlar veya buralarda tatil yapanlar özellikle dikkatli olmalı. Erken teşhis ve doğru tedaviyle tamamen iyileşme mümkün olan bu hastalığa karşı en büyük silahımız, korunma ve farkındalıktır. Doğayla iç içe bir yaz geçirirken, kene ısırmalarına karşı basit önlemler alarak sağlığınızı koruyabilirsiniz.</div><div data-text-align="end" style="text-align: end;">REV250529</div></div></div></div></div>]]></description>
			<pubDate>Thu, 15 May 2025 21:42:00 GMT</pubDate>
			<enclosure url="https://bursaenfeksiyon.com/blog/files/LYME1_thumb.webp" length="820059" type="image/webp" />
			<enclosure url="https://bursaenfeksiyon.com/blog/files/lyme2.mp4" length="11716455" type="video/mp4" />
			<link>https://bursaenfeksiyon.com/blog/?lymehastaligi</link>
			<guid isPermaLink="false">https://bursaenfeksiyon.com/blog/rss/00000000C</guid>
		</item>
	</channel>
</rss>